İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 22 / 235
22

İşte, O zâtın telkin ettiği îmân nazarıyla kâinâta bakılmadığı takdirde, kâinât böyle korkunç, zulümâtlı bir şekilde görünecekti. Fakat o mürşid-i kâmilin gözüyle ve îmân gözlüğüyle bakılırsa; her taraf nurlu, ziyâdâr, canlı, hayatlı, sevimli, sevgili bir vaziyette arz-ı dîdâr edecektir.

Evet, kâinât îmân nuruyla mâtem-i umumî yeri olmaktan çıkıp mescid-i zikir ve şükür olmuştur. Birbirine düşman telâkki edilen mevcûdât, birbirine ahbab ve kardeş olmuşlardır. Cenaze ve ölü şeklini gösteren cemâdât, ünsiyetli birer hayatdâr ve lisân-ı hâliyle Hàlık’ının âyâtını nâtık birer musahhar memuru şekline giriyorlar. Ağlayan, müteşekkî ve eytâm kıyafetinde görünen insan, ibâdetinde zâkir, Hàlık’ına şâkir sıfatını takınıyor. Ve kâinâtın harekât, tenevvüât, tağayyürât ve nukùşu abesiyetten kurtuluyor. Rabbânî mektûblar, âyât-ı tekvîniyeye sahifeler, esmâ-i İlâhiyeye âyineler sûretine inkılâb ederler.

Hülâsa: Îmân nuruyla âlem öyle terakkî eder ki: “Hikmet-i Samedâniye Kitabı” nâmını alıyor. Ve insan, zelîl ve fakir ve âciz hayvanların sırasından çıkar; za'fının kuvvetiyle, aczinin kudretiyle ubûdiyetinin şevketiyle, kalbinin şuâıyla, aklının haşmet-i îmâniyesiyle hilâfet ve hâkimiyetin zirvesine yükselmiştir. Hattâ acz, fakr, ihtiyaç ve akıl onun sukùtuna esbâb iken, suûd ve yükselmesine sebeb olurlar. Zulmetli, karanlıklı bir mezar-ı ekber sûretinde görünen zaman-ı mâzi, enbiyâ ve evliyânın ziyâsıyla ziyâdâr ve nurânî görünmeye başlar. Karanlıklı gece şeklinde olan istikbâl, Kur'ânın ziyâsıyla tenevvür eder, Cennetin bostanları şekline girer. Buna binâen, O zât-ı nurânî olmasa idi kâinât da, insan da, herşey de adem hükmünde kalır, ne kıymeti olur ve ne ehemmiyeti kalırdı.

Binâenaleyh bu kadar garîb, acîb, güzel kâinât için böyle ta'rifat ve teşrîfatçı bir mürşid-i hàrika lâzımdır. “Eğer bu Zât (A.S.M.) olmasa idi kâinât da olmazdı” meâlinde لَوْلاَكَ لَوْلاَكَ لَمَا خَلَقْتُ الْاَفْلاَكَ olan hadîs-i kudsî şu hakikati tenvir ediyor.

Altıncı Reşha

ALTINCI REŞHA: Arkadaş! O hutbe-i ezeliyeyi okuyan zât, kâinâtın kemâlâtını keşfeden canlı bir güneştir. Saâdet-i ebediyeyi ihbar ve tebşîr ediyor. Nihâyetsiz rahmeti keşfetmiş, ilân ediyor. Saltanat-ı Rubûbiyetin mehâsininin dellâlı ve esmâ-i İlâhiyenin gizli definelerinin keşşâfıdır.

Evet! O Zât (A.S.M.) vazifesi itibariyle, hakkın bürhânı, hakikatin ziyâsı, hidayetin güneşi, saâdetin vesilesidir. Şahsiyet ve hüviyet cihetiyle, muhabbet-i Rahmâniyenin misâli, rahmet-i Rabbâniyenin

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.