ibarettir. Îmânlı olan kimselere göre zevâl ve firâkın acısı değil, yerlerine gelen emsâlleriyle visâlin lezzeti hâsıl oluyor. Öyle ise, îmâna gel ki, elemden emin olasın. Kadere teslîm ol ki, selâmette kalasın.
12. İ'lem
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Asabiyet-i câhiliye, birbirine tesânüd edip yardım eden gaflet, dalâlet, riyâ ve zulmetten mürekkeb bir mâcundur. Bunun için milliyetçiler, milliyeti ma'bûd ittihàz ediyorlar. Hamiyet-i İslâmiye ise, nur-u îmândan in'ikâs edip dalgalanan bir ziyâdır.
13. İ'lem
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Ehl-i ilhâd ile ve bilhassa Avrupa mukallidleriyle münâzara ile iştigâl edenler büyük bir tehlikeye ma'rûzdurlar. Çünkü, nefisleri tezkiyesiz ve emniyetsiz olması ihtimaliyle tedrîcen hasımlarına mağlûb olur ki, bîtarafâne muhâkeme denilen munsıfâne münâzarada nefs-i emmâreye emniyet edilemez. Çünkü, insaflı bir münâzır, hayâlî bir münâzara sahasında, arasıra hasmının libâsını giyer, ona bir da'vâ vekili olarak onun lehinde müdafaada bulunur. Bu vaziyetin tekrarıyla dimağında bir tenkid lekesinin husûle geleceğinden, zarar verir. Lâkin niyeti hàlis olur ve kuvvetine güvenirse, zararı yoktur! Böyle vaziyete düşen bir adamın çare-i necâtı, tazarru ve istiğfardır. Bu sûretle o lekeyi izâle edebilir.
14. İ'lem
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Bu küre-i arz misâfirhânesi, insanların mülk ve malı değildir. Ancak insanlar, amele gibi o misâfirhânenin çeşit çeşit işlerinde ve tezyînâtında çalışırlar. Eğer küre-i arzın haricinden yabancı birisi gelip misâfirhânenin bir mu'cize ve hàrika olduğuna ve insanların da âciz, fakir, muhtaç olduklarına dikkat ederse, bu insanlar bu binaya sâhib ve sâni' olacak bir iktidarda değildir, ancak böyle hàrika bir masnû'un sâni'i de mu'ciz-nümâ olduğuna kat'iyyetle hükmedecektir. Ve bu insanlar, o Sultan-ı Ezelî’nin makàsıdına çalışan amelelerdir. Bu ameleler, aldıkları ücretlerinden mâadâ bu binadan bir şeye mâlik ve sâhib olmadıklarına tekraren hükmedecektir. Ve kezâ, o çiçeklerin zevi'l-hayata karşı gösterdiği teveddüdlerine ve tahabbüblerine ve tebessümlerine dikkat eden anlar ki: Bir Hakîm-i Kerîm tarafından misâfirlerine hizmetle muvazzaf bir takım hedâyâ ve behâyâdır ki, Sâni' ile masnû' arasında bir vesile-i teârüf ve tahabbüb olsun.
Eyyühen-nefs
Eyyühen-nefs! Sen herbir eserde müessirin azametini görmek istiyorsun; fakat, haricî olan mânâları zihnî mânâlarda arıyorsun. Esmâ-i hüsnânın herbirisinde bütün esmânın şuââtını görmek istiyorsun. Herbir latîfenin zevkiyle bütün letâifin zevklerini zevketmek istiyorsun. Herbir hisse tâbi olan işleri ve hâcetleri îfâ ederken, bütün hislerinin işlerini beraber görmek istiyorsun. Bundan dolayı evhâma ma'rûz kalıyorsun.
