iâde etmek nihâyetsiz bir kudrete ve muhît bir ilme sâhib olan Zât-ı Zülcelâl’in hâtem-i hàs ve sikke-i mahsûsasıdır.
Ve kezâ, sath-ı arz sahifesinde kusursuz, noksansız, sehivsiz, kemâl-i intizamla üçyüz binden fazla risaleleri yazmak, öyle bir Zâtın sikke-i mahsûsasıdır ki, herşeyin iç yüzü, herşeyin kilidi onun elindedir. Ve hiçbir şey onun teveccühünü başkasından çevirip kendisine hasredemez.
Hülâsa
Hülâsa: Sath-ı arzda altı ay zarfında, beşerin haşrini temsîl eden o sayısız haşir ve neşirlerde görünen Rubûbiyetin, o tasarruf-u azîminde pek yüksek, büyük ve ince nakışlı bir hâtemi vardır. Mahlûkatın icâdında görünen şu intizamlar, sühûletler, sür'atler, imtiyazlar hep o hâtemin parıltısından meydâna geliyorlar. Evet, her bahar mevsiminde pek hakîmâne, basîrâne, kerîmâne fa'âliyetler başlar ve hàrikulâde san'atlar yapılır. Ve bütün bu ameliyât, kemâl-i sür'atle, sühûletle muntazaman cereyan etmekte olduğu görünür.
İşte, bu hàrikulâde fa'âliyetler öyle bir Zâtın hâtemidir ki, hiçbir mekânda olmadığı hâlde, her mekânda ilim ve kudretiyle hazır ve nâzırdır.
Yedinci Lem'a
YEDİNCİ LEM'A: Bakınız! Aktâr-ı semâvât ve arz sahifeleri üstünde hâtem-i Ehadiyet göründüğü gibi, kâinâtın hey'et-i mecmuasının büyük sahifesi üzerinde de pek vâzıh bir sûrette hâtem-i tevhid görünmektedir.
Evet, bu âlem pek muhteşem bir saray veya muntazam bir fabrika veya mükemmel bir şehirdir. Bu fabrika-i kâinâtın eczâsı, efrâdı ve envâ'ı, âlât ve edevâtı arasında hakîmâne bir muârefe ve tanışmak ve dostâne bir mükâleme ve konuşmak ve pek kerîmâne bir muâvenet ve yardımlaşmak vardır ki, kemâl-i sür'atle pek uzun mesâfelerden birbirinin savtını işitir ve ihtiyacını görür gibi derhâl imdâdına yetişir, ihtiyacını def'eder. Evet, semâdaki ecrâm ve yıldızların birbirine ve arza verdikleri ziyâ, harâret, bilhassa arza yaptıkları sâir yardımlarını görüyorsunuz. Ve kezâ, bulut ile arz arasında cereyan eden su alış verişine bakınız ki, arz, suyu buhar şeklinde buluta veriyor, bulut da kendi fabrikalarında lâzım gelen ameliyâtı yaptıktan sonra buz, kar, yağmur şeklinde iâde ediyor. Sanki o câmid cirmler, lisân-ı hâlleriyle telsiz telgraf gibi birbiriyle konuşur ve yekdiğerine arz-ı ihtiyaç ediyorlar. Bilhassa bütün o ecrâm, âdeta el ele vermiş gibi, kemâl-i ciddiyetle zevi'l-hayata lâzım olan şeyleri tedârik etmek hizmetinde sa'y ediyorlar ve bir Müdebbir’in emrine bağlı olup bir gayeye teveccüh ediyorlar.
