Dedi ki:
— Mâdem mâlik değilim, ben de hizmetini görmem.
Dedim ki:
— “Yâhû bu sineğe bak! Gayet küçücük zarîf elleriyle kanatlarını, gözlerini siler süpürür. Her işini görür. Sen de lâakal onun kadar vücûduna hizmet etmelisin” diye iknâ ettim. Takdis ederiz o Zâtı ki, bu sineğe nezâfeti ilhâmen öğretir, bana da üstad yapar. Ben de, onun ile nefsimi iknâ ve ilzam ederim.
Remz 11
Remz
İnsanı dalâletlere sürükleyen cihetlerden biri de şudur ki: İsm-i Zâhir ile ism-i Bâtın’ın hükümleri ayrı ayrı oluyor; bunları birbirine karıştırıp merci'lerini kaybetmek mahzurludur.
Kezâlik, kudretin levâzımı ile hikmetin levâzımı bir değildir. Birisine ait levâzımatı ötekisinden taleb etmek hatâdır.
Ve kezâ dâire-i esbâbın iktizası ile dâire-i i'tikàd ve tevhidin iktizası bir değildir. Onu bundan istememeli.
Ve kezâ, kudretin taallukatı ayrı, vücûdun cilveleri veya sâir sıfâtın tecelliyâtı ayrıdır. Birbirine iltibas edilmemeli. Meselâ: Dünyada vücûdun tedrîcîdir. Berzahî âyinelerde ânî ve def'îdir. Çünkü, icâd ile tecellî arasında fark vardır.
Remz 12
Remz
Arkadaş! İslâmiyet, bütün insanlara bir nur, bir rahmettir. Kâfirler bile onun rahmetinden istifade etmişlerdir. Çünkü, İslâmiyetin telkinâtıyla küfr-ü mutlak, inkâr-ı mutlak, şek ve tereddüde inkılâb etmiştir. O telkinâtın kâfirlerde de yaptığı in'ikâs ve te'sirât sâyesinde, kâfirlerin, hayat-ı ebediye hakkında ümîdleri vardır. Bu sâyede, dünya lezzetleri ve saâdeti onlarca tamamıyla zehirlenmez. Bütün bütün o lezzetler elemlere inkılâb etmez. Yalnız tereddüdleri vardır. Tereddüd ise, her iki tarafa baktırır. Deve kuşu gibi, tam mânâsıyla ne kuş olur ve ne de deve olur. Ortada kalarak her iki tarafın zahmetinden kurtulur.
Remz 13
Remz
Arkadaş! Nefis, tenbellik sâikasıyla vazife-i ubûdiyetini terk ettiğinden tesettür etmek istiyor. Yani, onu görecek bir rakìbin gözü altında bulunmasını istemiyor. Bunun için bir Hàlık’ın, bir Mâlikin bulunmamasını
