İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 173 / 235
173

araları kadardır. Hayat ne kadar kısa, emel ne kadar uzundur. Evet, hâl ile mâzi arasında öyle ince bir perde vardır ki, rûhun mâzi cihetine geçmesine mâni değildir. Cesede nisbeten bitmez bir mesâfedir.

Kezâlik, mülk ile melekût, dünya ile âhiret arasında ehl-i kalb için şeffâf, ehl-i hevâ için kesif ince bir perde vardır. Kezâlik, gece ile gündüz arasında latîf bir perde var ki, gözün kapanmasıyla gece olup, açılmasıyla gündüz olduğu gibi; nefsin âlem-i maneviyata gözü kapanırsa ebedî bir gece içinde kalır, gözü maneviyata açılırsa nehârı inkişaf eder.

Kezâlik, Allah’ın hesabına kâinâta bakan adam, her ne müşâhede ederse ilimdir. Eğer gaflet ile esbâb hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehl olur.

Kezâlik, îmân ve tevhid ile bakan, âlemi nurlu görür ve illâ âlemi zulümât içerisinde görecektir.

Kezâlik, ef'âl-i beşer için iki cihet vardır. Eğer niyet ile Allah’ın hesabına olursa, tecelliyâta ma'kes, şeffâf, parlak olur. Eğer Allah hesabına olmasa, zulmetli bir manzarayı göstermiş olur.

Kezâlik, hayatın da iki vechi vardır. Biri siyah, dünyaya bakar, diğeri şeffâf, âhirete nâzırdır. Nefis, siyah vechin altına girer. Şeffâf veche terettüb eden saâdet-i ebediyeyi ister.

İ'lem 20

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Kâinâtın miftâhı, anahtarı insanın elindedir. Âlemin kapıları açık ise de ma'nen kapalıdır. Cenâb-ı Hak bütün o kapıları ve kenz-i mahfîyi açan “Ene” nâmında bir miftâhı insanın eline vermiştir. Fakat, ene de kapısı kapalı bir bilmecedir. Bunun kapısı açılıyorsa, kâinâtın da kapıları açılıyor.

Evet, Cenâb-ı Hak insana bir benlik, bir nev'i hürriyet vermiştir ki, Cenâb-ı Hakk’ın rubûbiyetine ait evsâfı bilmek için mevhûm, farazî bir vâhid-i kıyâsî yapsın.

Mâhiyet-i beşerde pek ince bir ip, insanın vücûdunda şuûrlu bir kıl, şahsın kitabında bir elif kıymetinde ve mikdarında olan “Ene” nin iki vechi vardır. Biri hayra bakar. Bu vecihle yalnız kàbil-i feyizdir, fâil değildir. Diğer vechi ise şerre bakar. Bu vecihle kendisini fâil bilir.

“Ene” nin mâhiyeti mevhûmedir. Rubûbiyeti hayâlîdir. Vücûdu bir şeye hâmil olamaz. Ancak mîzanü'l-harâret gibi Vâcibü'l-Vücûdun rubûbiyetine ait sıfât-ı mutlaka-i muhîtayı bilmek için bir mîzan vazifesini görüyor.

Eğer insan benliğine mîzan nazarıyla bakarsa, kâinâttan zihnine akıp gelen âfâkî ma'lûmâtı kendi ma'lûmâtı ile, tasarrufât ve sıfât-ı İlâhiyeyi de

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.