İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 58 / 235
58

Arkadaş! Bu ince hakikat, tam vuzûh ve zuhûruyla şöyle bana göründü ki: Gaflet suyu ile tenebbüt eden benlik, Hàlık’ın sıfatlarını fehmetmek için bir vâhid-i kıyâstır. Çünkü, insanlar görmedikleri şeyleri kıyâs ve temsîller ile bilirler. Meselâ: Bir adam Cenâb-ı Hakk’ın kudretini anlamak için bir taksimat yapar: “Buradan buraya benim kudretimdedir, bundan o yanı da O’nun kudretindedir.” diye vehmî bir çizgi çizmekle mes'eleyi anlar. Sonra mevhûm hattı bozar, hepsini de ona teslîm eder. Çünkü, nefis, nefsine mâlik olmadığı gibi cismine de mâlik değildir. Cismi, ancak acîb bir makine-i İlâhiyedir. Kazâ ve kader kalemiyle kudret-i ezeliye (bir cilveciği) o makinede çalışıyor. Binâenaleyh, insan o fir'avunluk da'vâsından vazgeçmekle, mülkü mâlikine teslîm etsin, emânete hıyânet etmesin! Eğer hıyânetle bir zerreyi nefsine isnâd ederse, Allah’ın mülkünü esbâb-ı câmideye taksim etmiş olacaktır.

İkinci Hakikat

İkinci hakikat: Ey nefs-i emmâre, katiyyen bil ki, senin hususî ama pek geniş bir dünyan vardır ki, âmâl, ümîd, taallukat, ihtiyacât üzerine bina edilmiştir. En büyük temel taşı ve tek direği, senin vücûdun ve senin hayatındır. Hâlbuki o direk kurtludur. O temel taşı da çürüktür. Hülâsa, esâstan fâsid ve zaîftir. Dâima harâb olmaya hazırdır.

Evet, bu cisim ebedî değil, demirden değil, taştan değil; ancak et ve kemikten ibaret bir şeydir. Ânî olarak senin başına yıkılıyor, altında kalıyorsun. Bak zaman-ı mâzi, senin gibi geçmiş olanlara geniş bir kabir olduğu gibi, istikbâl zamanı da geniş bir mezaristan olacaktır. Bugün sen iki kabrin arasındasın; artık sen bilirsin!..

Arkadaş! Bildiğimiz, gördüğümüz dünya bir iken, insanlar adedince dünyaları hâvîdir. Çünkü, her insanın tam mânâsıyla hayâlî bir dünyası vardır. Fakat, öldüğü zaman dünyası yıkılır, kıyâmeti kopar.

Üçüncü Hakikat

Üçüncü hakikat: Şu gördüğün dünyayı, bütün lezâiziyle, sefâhetleriyle, safâlarıyla pek ağır ve büyük bir yük gördüm. Rûhu fâsid, kalbi hasta olanlardan başka kimse o ağır yükün altına giremez. Çünkü, bütün kâinâtla alâkadar olmaktansa ve herşeyin minnetine girmektense ve bütün esbâb ve vesâite el açıp arz-ı ihtiyaç etmektense, bir Rabb-i Vâhid, Semi' ve Basîre ilticâ etmek daha rahat ve daha kârlı değil midir?

Dördüncü Hakikat

Dördüncü hakikat: Ey nefis! (∗) [^2] Kâinâtın uzak çöllerine gidip Sâni'in isbâtına deliller toplamaya ihtiyaç yoktur. Bir kulübecik hükmünde bulunan, içerisinde oturduğun cisim kafesine bak! Senin o kulübenin duvarlarına asılan icâd silsilelerinden, hilkatin mu'cizelerinden ve hàrika san'atlarından, kulübeden harice uzatılan ihtiyaç ellerinden ve pencerelerinden yükselen “Ah!”, “Oh!” ve enînler lisân-ı hâliyle istenilen

[^2]:(∗) (Müellif-i muhterem, kendi nefsine tasrîhen, başkalara da ta'rizen söylüyor.)

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.