Ve kezâ, insan Saltanat-ı Rubûbiyetin mehâsinine nâzır ve esmâ-i Kudsiyenin cilvelerine dellâl ve kalem-i kudretle yazılan mektûbat-ı İlâhiyeyi mütâlaa ile mütefekkir olduğu cihetle, eşref-i mahlûkat ve halife-i arz olmuştur. ∗∗∗
﴿ يَا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَرَاءُ اِلَى اللّٰهِ ﴾
İ'lem 37
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! İnsandaki kusur sonsuz olduğu gibi, acz, fakr ve ihtiyacına da nihâyet yoktur. İnsana tevdî' edilen açlık ile ni'metlerin lezzetleri tebârüz ettiği gibi; insandaki kusur, kemâlât-ı Sübhâniye derecelerine bir mirsâddır. İnsandaki fakr, gınâ-i rahmetin derecelerine bir mikyâstır. İnsandaki acz, kudret ve kibriyâsına bir mîzandır. İnsandaki tenevvü'-ü hâcât, envâ'-ı niam ve ihsânatına bir merdivendir. Öyle ise fıtratından gaye ubûdiyettir. Ubûdiyet ise, dergâh-ı izzetine kusurlarını “Estağfirullâh” ve “Sübhânallâh” ile ilân etmektir. ∗∗∗
﴿ اِنَّ الْاَبْرَارَ لَفِى نَعِيمٍ ❀ وَاِنَّ الْفُجَّارَ لَفِى جَحِيمٍ ﴾
İ'lem 38
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Herbir insan için hayat seferinde iki yol vardır. Bu iki yolun uzunluğu kısalığı birdir. Amma birisinde ehl-i şühûd ve ehl-i vukûfun şehâdet ve tasdikleriyle onda dokuz menfaat ihtimali var. İkinci yolda, mes'ele ma'kûsedir. Onda dokuz zarar ihtimali vardır. İkinci yolla gidenin ne silâhı var, ne zâhiresi. Tabîi yolda pek çok korkulara ma'rûz kalacağı gibi, ihtiyaçlarını def' için çoklara minnet altında kalır. Fakat birinci yola sülûk edenin, hem silâhı, hem erzâkı beraberdir. Pek serbestâne gider. Birinci yol Kur'ân yoludur, ikinci yol ise dalâlet yoludur.
Evet, ehl-i şühûdun, ehl-i vukûfun tasdik ve şehâdetleriyle sâbittir ki, îmân yümnüyle yürüyen emn ü emân içindedir. Ve bilâhare merkez-i hükûmete ulaştığında onda dokuzu büyük mükâfâtlara mazhar olacaklardır. Fakat, dalâlet zulümâtı içinde yürüyenler, esnâ-yı seferde korkudan, açlıktan herşeye ve herkese tezellül ettikten sonra, mahall-i hükûmete vâsıl olduğunda onda dokuzu ya i'dâm veya ebedî hapse mahkûm olacaklardır. Binâenaleyh aklı olan, zararlı bir şeyi, dünyevî, ednâ bir hìffet için tercih etmez.
Ehl-i şühûd dediğimizden maksad, evliyâullâhtır. Zîra velâyet sâhibi, avâmın i'tikàd ettiği şeyleri gözle müşâhede ediyor. Kur'ân yoluyla gidenlerin silâh ve zâhireleri ise; Kadîr-i Mutlaka, Ganiyy-i Kerîme olan tevekkül onları te'min eder. Zîra, tevekkül, istinâd ve istimdâd noktalarını tazammun ediyor. Bu noktalar da kelime-i tevhidi istilzam ediyor.
