Şâyet onlarınki dünya hesabına olursa kıymeti yoktur. Çünkü, onlar da senin gibi âciz kullardır. Maahazâ ikinci şıkkı takib etmekte şirk-i hafî olduğu gibi, tahsili de mümkün değildir. Evet, bir maslahat için sultana müracaat eden adam, sultanı irzâ etmiş ise, o iş görülür. Etmemiş ise halkın iltimasıyla çok zahmet olur. Maamâfih, yine sultanın izni lâzımdır. İzni de rızâsına mütevakkıftır.
İ'lem 17
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Vâcibü'l-Vücûd, zâtında, mâhiyetinde mümkine benzemediği gibi, ef'âlinde de benzemiyor. Çünkü, Vâcibü'l-Vücûdun kudretine nisbeten yakın uzak, az çok, küçük büyük, ferd nev', cüz' küll aralarında fark yoktur. Ve kezâ, O’nun fiilinde bizzat mübâşeret yoktur. Fakat, mümkinin kudreti bu derece değildir. Bunun için nefis, Vâcibü'l-Vücûdun, ef'âlini fiillerine benzetemiyor. Hakikatini fehmetmekte akıl mütehayyir kalıyor. Fiili fâilsiz zannediyor.
İ'lem 18
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Arslan gibi hayvanların diş ve pençelerine bakılırsa, iftiras ve parçalamak için yaratılmış oldukları anlaşılır. Ve kavunun, meselâ, letâfetine dikkat edilirse, yemek için yaratılmış olduğu hissedilir. Kezâlik, insanın da isti'dâdına bakılırsa, vazife-i fıtriyesinin ubûdiyet olduğu anlaşıldığı gibi; rûhâni ulviyetine ve ebediyete olan derece-i iştiyakına da dikkat edilirse, en evvel insan bu âlemden daha latîf bir âlemde rûhen yaratılmış da techizât almak üzere muvakkaten bu âleme gönderilmiş olduğu anlaşılır.
Ve kezâ, insan, hilkat semeresi olduğundan anlaşılır ki: İnsanlardan bir çekirdek var ki, Cenâb-ı Hak şecere-i hilkati o çekirdekten inbât etmiştir. O çekirdek de, ancak ve ancak bütün ehl-i kemâlin ve belki nev'-i beşerin nısfının ittifakıyla efdalü'l-halk, seyyidü'l-enâm Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’dır.
İ'lem 19
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Siyah ve beyaz nakışlar ile nakışlı bir imâme ile küre-i arzın kafasını saran semâvât ve arzın nâzım ve Hàlık’ı olan Allah’ın Ulûhiyetine lâyık mıdır ki, âlemin bazı safahâtını miskin bir mümkine tevdî' ve tefvîz etsin. Arşın sâhibinden mâadâ arşın altındaki şeylere bizzat tasarruf eden, imkân dâiresinde kimse var mıdır? Kellâ, çünkü o kudret kısa ve kàsır olmayıp muhît bir kudret olduğundan, açık bir yer, bir delik kalmıyor ki, gayr müdâhale etsin. Maahazâ, ceberûtiyet ve istiklâliyetin izzeti ve kendini sevdirmek ve tanıttırmak muhabbeti, gayra müsâade etmiyor ki, arada ibâdullâhın enzârını kendine celbeden ismî bir vâsıta bulunsun. Maahazâ, küll ile cüz'de, nev' ile ferdde yapılan tasarrufât, birbirinin içinde mütedâhil ve yekdiğerine mütesânid olduğundan, o tasarrufları ayrı ayrı fâillere vermek mümkün değildir.
