İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 103 / 235
103

sâir ahvâlinde âyineye tâbi olduğu gibi, her şahsın âlemi de merkezi olan o şahsa tâbidir. Gölge ve misâl gibi...

Binâenaleyh, cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme. Çünkü, kalbin kasâvetinden bir zerre, senin şahsî âleminin bütün yıldızlarını küsûfa tutturur.

İ'lem 4

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Otuz seneden beri iki tâğut ile mücâdelem vardır. Biri insandadır, diğeri âlemdedir. Biri “Ene”dir, diğeri “Tabiat”tır.

Birinci tâğutu gayr-ı kasdî, gölgevâri bir âyine gibi gördüm. Fakat o tâğutu kasden veya bizzat nazar-ı ehemmiyete alanlar, Nemrud ve Fir'avun olurlar.

İkinci tâğut ise, onu İlâhî bir san'at, Rahmânî bir sıbğat, yani nakışlı bir boya şeklinde gördüm. Fakat gaflet nazarıyla bakılırsa, tabiat zannedilir ve maddiyûnlarca bir ilâh olur. Maahazâ, o tabiat zannedilen şey, İlâhî bir san'attır. Cenâb-ı Hakk’a hamd ve şükürler olsun ki, Kur'ânın feyziyle, mezkûr mücâdelem her iki tâğutun ölümüyle ve her iki sanemin kırılmasıyla neticelendi.

Evet, Nokta, Katre, Zerre, Şemme, Habbe, Hubâb risalelerimde isbât ve izâh edildiği gibi, mevhûm olan tabiat perdesi parçalanarak altında şerîat-ı fıtriye-i İlâhiye ve san'at-ı şuûriye-i Rahmâniye güneş gibi ortaya çıkmıştır. Ve kezâ, fir'avunluğa delâlet eden “Ene”den Sâni'-i Zülcelâl'e râci' olan “Hüve” tebârüz etti.

İ'lem 5

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Dünyada sana ait çok emirler vardır. Amma ne mâhiyetlerinden ve ne âkıbetlerinden haberin olmuyor.

Biri, cesettir. Evet, cesedin genç iken latîf, zarîf ve güzel gül çiçeğine benzerse de ihtiyarlığında kuru ve uyuşmuş kış çiçeğine benzer ve tahavvül eder.

Biri de, hayat ve hayvaniyettir. Bunun da sonu ölüm ve zevâldir.

Biri de, insaniyettir. Bu ise, zevâl ve bekà arasında mütereddiddir. Dâim-i Bâkînin zikri ile muhâfazası lâzımdır.

Biri de ömür ve yaşayıştır. Bunun da hududu ta'yin edilmiştir. Ne ileri, ve ne de geri bir adım atılamaz. Bunun için elem çekme, mahzûn olma. Tahammülünden âciz, tâkatinden haric olduğun tûl-i emel yükünü yüklenme!

Biri de, vücûddur. Vücûd zâten senin mülkün değildir. Onun mâliki ancak Mâlikü'l-Mülktür. Ve senden daha ziyâde senin vücûduna şefkatlidir. Binâenaleyh, Mâlik-i Hakîkinin dâire-i emrinden haric o vücûda karıştığın zaman zarar vermiş olursun. (Ümîdsizliği intac eden hırs gibi.)

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.