arzın beşik, cibâlin evtâd olması, ehl-i kelâmın müddeâlarını isbâta kâfîdir. Hattâ ehl-i kelâmın re'yleri, hiss-i umumiye ve teârüf-ü âmme mutâbık olduktan sonra, vâkıa mutâbık olmasa bile, onların müddeâsına zarar vermez ve tekzîbe de müstehak olmazlar. Bunun içindir ki, ehl-i kelâmın re'yleri mesâil-i felsefiyede ednâ ve zaîf görünür. Amma mesâil-i İlâhiyede demirden daha metîndir.
İ'lem 6
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Cenâb-ı Hakk’ın günahkârları affetmesi fazldır, tâzib etmesi adldir. Evet zehiri içen adam, âdetullâha nazaran hastalığa, ölüme kesb-i istihkak eder. Sonra hasta olursa, adldir. Çünkü cezasını çeker. Hasta olmadığı takdirde, Allah’ın fazlına mazhar olur. Ma'siyet ile azâb arasında kavî bir münâsebet vardır. Hattâ ehl-i i'tizâl, ma'siyet hakkında, doğru yoldan udûl ile ma'siyeti, şerri Allah’a isnâd etmedikleri gibi, ma'siyet üzerine tâzibin de vâcib olduğuna zehâb etmişlerdir. Şerrin azâbı istilzam ettiği, Rahmet-i İlâhiyeye münâfî değildir. Çünkü şer, nizâm-ı âlemin kanununa muhâliftir.
İ'lem 7
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! İnsan nisyandan alındığı için, nisyana mübtelâdır. Nisyanın en kötüsü de nefsin unutulmasıdır. Fakat, hizmet, sa'y, tefekkür zamanlarında, nefsin unutulması, yani nefse bir iş verilmemesi dalâlettir. Hizmetler görüldükten sonra, neticede, mükâfât zamanlarında nefsin unutulması kemâldir. Bu itibarla, ehl-i dalâl ile ehl-i kemâl, nisyan ve tezekkürde müteâkistirler. Evet dâll olan kimse, bir iş ve bir ibâdet teklifinde başını havaya kaldırarak fir'avunlaşır. Lâkin mükâfâtın, menfaatin tevzî'inde, bir zerreyi bile terketmez. Amma nefsini unutan ehl-i kemâl, sa'y, tefekkür, sülûk zamanlarında herşeyden evvel nefsini ileri sürüyor. Fakat neticelerde, fâidelerde, menfaatlerde nefsini unutmakla en geriye bırakıyor.
İ'lem 8
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Mü'minler ibâdetlerinde, duâlarında birbirine dayanarak cemâatle kıldıkları namaz ve sâir ibâdetlerinde büyük bir sır vardır ki; herbir ferd, kendi ibâdetinden kazandığı mikdardan pek fazla bir sevâb cemâatten kazanıyor. Ve herbir ferd ötekilere duâcı olur, şefâatçi olur, tezkiyeci olur, bilhassa Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’a... Ve kezâ, herbir ferd, arkadaşlarının saâdetinden zevk alır ve Hallâk-ı kâinâta ubûdiyet etmeye ve saâdet-i ebediyeye namzed olur.
İşte mü'minler arasında, cemâatler sâyesinde husûle gelen şu ulvî, manevî teâvün ve birbirine yardımlaşmak ile hilâfete haml, emânete mazhar olmakla beraber mahlûkat içerisinde mükerrem ünvânını almıştır.
İ'lem 9
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Bir şeyden uzak olan bir kimse, yakın olan adam kadar o şeyi göremez. Ne kadar zekî olursa olsun, o şeyin ahvâli hakkında
