İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 110 / 235
110

dere pek derindir. Doldurup hatt-ı muvâsalayı te'min edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz, veya dalâlete düşer boğulursunuz.

İ'lem 21

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Ma'siyetin mâhiyetinde, bilhassa devam ederse, küfür tohumu vardır. Çünkü, o ma'siyete devam eden ülfet peydâ eder. Sonra ona âşık ve mübtelâ olur. Terkine imkân bulamayacak dereceye gelir. Sonra o ma'siyetinin ikàba mûcib olmadığını temennîye başlar. Bu hâl böylece devam ettikçe küfür tohumu yeşillenmeye başlar. En nihâyet, gerek ikàbı ve gerek dâru'l-ikàbı inkâra sebeb olur.

Ve kezâ, ma'siyete terettüb eden hacâletten dolayı, o ma'siyetin ma'siyet olmadığını iddia etmekle o ma'siyete muttali' olan melekleri bile inkâr eder. Hattâ şiddet-i hacâletten yevm-i hesabın gelmeyeceğini temennî eder.

Şâyet yevm-i hesabı nefyeden ednâ bir vehmi bulursa, o vehmi kocaman bir bürhân addeder. En nihâyet nedâmet edip terketmeyenlerin kalbi küsûfa tutulur, mahvolur gider. –El-iyâzü Billâh!–

İ'lem 22

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân’ın i'câz ve belâğatına dair “Lemeât” nâmındaki eserimde izâh edilen bazı lem'aları dinleyeceksin:

1– Kur'ânın okunuşunda yüksek bir selâset vardır ki, lisânlara ağır gelmez.

2– Büyük bir selâmet vardır ki, lafzan ve ma'nen hatâdan sâlimdir.

3– Âyetler arasında büyük bir tesânüd vardır ki, kârgir binalar gibi, âyetleri birbirine dayanarak bünye-i Kur'âniyeyi sarsılmaktan vikàye ediyor.

4– Büyük bir tenâsüb, tecâvüb, teâvün vardır ki; âyetleri birbirine ecnebî olmadığı gibi, birbirinin vuzûhuna yardım, istizahına cevab veriyor.

5– Parça parça, ayrı ayrı zamanlarda nâzil olduğu hâlde şiddet-i tenâsübden sanki bir defada nâzil olmuştur.

6– Esbâb-ı nüzûl ayrı ayrı ve mütebâyin olduğu hâlde, şiddet-i tesânüdden sanki sebeb birdir.

7– Mükerrer, mütefâvit suâllere cevab olduğu hâlde, şiddet-i imtizaç ve ittihâddan sanki suâl birdir.

8– Müteaddid, müteğâyir hâdisâta beyân olduğu hâlde, kemâl-i intizamdan sanki hâdise birdir ve bir hâdiseye cevaptır.

9– “Tenezzülât-ı İlâhiye” ile tâbir edilen muhâtabların fehimlerine yakın ve münâsib üslûblar üzerine nâzil olmuştur.

10– Bütün zaman ve mekânlarda gelip geçen insanlara tevcîh-i kelâm ettiği hâlde, sühûlet-i beyândan dolayı sanki muhâtab birdir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.