etmek niyetindedir ki, arzı kendisine ve zürriyetine hàs ve hàlis bir mescid yapmakla Fâtır-ı Hakîm’in esmâ-i hüsnâsını izhâr ile Hàlık’ına gayr-ı mütenâhî bir ibâdette bulunsun.
Evet, kuşların, balıkların, karıncaların yumurtalarında, eşcâr ve sebzevatın semerâtında ve o semerâtın tohumlarındaki ifrat derecesini bulan kesret o vaziyeti tenvir eder. Lâkin âlem-i şehâdetin darlığına ve müstakbel ibâdetlerin Allâmü'l-Guyûb’un ilminde mevcûd olduğuna binâen, niyetten fiile henüz çıkmayan onların ibâdetleri kabûl edilmiştir.
İ'lem 31
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Kur'ân-ı Kerîm, bazen bir şeyin müteaddid gayelerinden insanlara ait bir gayeyi zikre tahsîs eder. Bu, ihtar içindir, inhisar için değildir. Yani, o şeyin gayeleri, zikredilen gayeye münhasır değildir. Ancak o şeyin nizâm ve intizam ve sâir faydalarına insanın nazar-ı dikkatini celbetmek için insanlara râci' o faydayı zikrediyor. Meselâ:
﴿ وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ ﴾ ﴿ لِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ ﴾
âyet-i kerîmeyle zikredilen fayda, takdir-i kamerin binlerce faydalarından biridir. Yoksa, takdir-i kamer bu faydaya münhasır değildir. Yani, kamer yalnız bu gaye için değildir. Bu gaye onun gayelerinden biridir.
İ'lem 32
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Cenâb-ı Hakk’a mahsûs taklidi mümkün olmayan en bâhir tevhid sikke ve mühürlerinden biri, gayr-ı ma'dûd muhtelif eşyayı, basit bir şeyden halketmektir. Evet pek basit olan şu topraktan binlerce envâ', muhtelif nebâtât, gayr-ı mütenâhî bir kudretle, bir ilimle, pek büyük bir ittikan, bir sühûletle yaratılmakta olduğu tevhidin öyle bir bürhânıdır ki; hem taklidi, hem tenkidi imkân haricidir.
İ'lem 33
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Hayat-ı insaniyenin vezâifinden biri de kendi cüz'î sıfatlarını, şuûnâtını Hàlık’ın küllî sıfatlarını, şuûnâtını fehmetmek için, bir mikyâs yapmaktır. Amma, âlem-i âhirette haşirdeki şuûnât-ı azîmesini ve kıyâmette emvâtın ihyâsıyla ahvâl-i umumiyesini fehmetmek için, ancak güz mevsiminin kıyâmetiyle baharların haşri, haşir ve kıyâmet-i kübrâda Hàlık’ın şuûnâtına mikyâs olabilir.
İ'lem 34
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Müslümanları, lehviyât-ı nevmiye mesâbesinde olan dünya hayatına dâvet etmekle, Cenâb-ı Hakk’ın helâl ettiği tayyibât dâiresinden, haram ettiği habîsât mezbelesine teşvik eden adamın meseli öyle bir sarhoşa benzer ki; parçalayıcı arslan ile, ünsiyetli ehlî atı birbirinden tefrik edemiyor. Sehpa ağacıyla jimnastik ağacını birbirinden ayıramıyor. Kanlı yarayı kırmızı gülden temyiz edemediği hâlde, kendisini mürşid bilerek irşad ve nasihate çıkıyor.
