İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 83 / 235
83

26. İ'lem

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Kur'ân-ı Kerîm ni'metleri, âyetleri, delilleri ta'dâd ederken ﴾ فَبِاَىِّ آلاَءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿ âyet-i celîlesi tekrar ile zikredilmekte olduğundan şöyle bir delâlet vardır ki: Cin ve insin en çok isyanlarını, en şedîd tuğyanlarını, en azîm küfranlarını tevlîd eden şöyle bir vaziyetleridir ki, ni'met içinde in'âmı görmüyorlar. İn'âmı görmediklerinden Mün'im-i Hakîkiden gaflet ederler. Mün'imden gafletleri sâikasıyla, o ni'metleri, esbâba veya tesâdüfe isnâd ederek, Allah’tan o ni'metlerin geldiğini tekzîb ediyorlar. Binâenaleyh, herbir ni'metin bidâyetinde, mü'min olan kimse besmeleyi okusun. Ve o ni'metin Allah’tan olduğunu kasdetmekle, kendisi ancak Allah’ın ismiyle Allah’ın hesabına aldığını bilerek, Allah’ a minnet ve şükrânla mukàbelede bulunsun.

27. İ'lem

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! İnsan kalben ve fikren hakàik-ı İlâhiyeye bakıp düşündüğü zaman, bilhassa namaz ve ibâdet esnâsında, gerek şeytan tarafından, gerek nefsi tarafından pek fenâ, pis ve çirkin vesveseler, hâtıralar, sinekler gibi kalbe, akla hücum ederler. Bu gibi hevâî, vehmî ve çirkin şeylerin def'iyle uğraşan adam, o vesveselere mağlûb olur. Ancak onları mağlûb edip kaçırmak çaresi, müdafaayı terk edip onlar ile uğraşmamaktır. Evet arılar ile uğraşıldıkça onlar hücumlarını arttırırlar. Onlara karışılmadığı takdirde, insanı terkeder, giderler. Hem de o gibi vesveselerin, ne hakàik-ı İlâhiyeye ve ne de senin kalbine bir mazarratı yoktur. Evet, pis bir menzilin deliklerinden semânın güneş ve yıldızlarına, Cennetin gül ve çiçeklerine bakılırsa, o deliklerdeki pislik ne bakana ve ne de bakılana bulaşmaz. Ve fenâ bir te'sir etmez. (Hâşiye) [^2]

[^2]:(Hâşiye) O çirkin sözler senin kalbinin sözleri değil. Çünkü senin kalbin ondan müteessir ve müteessiftir. Belki kalbe yakın olan lümme-i şeytânîden geliyor. Meselâ: Sen namazda, Kâbe karşısında, huzur-u İlâhîde âyâtı tefekkürde olduğun bir hâlde, şu tedâi-yi efkâr seni tutup en uzak mâlâyaniyât-ı rezîleye sevkeder.. Meselâ: Âyinenin içindeki yılanın timsâli ısırmaz. Ateşin misâli yakmaz. Ve necâsetin görünmesi âyineyi telvîs etmez.

28. İ'lem

İ'lem Eyyühe's-Said! Nedir bu gurur ve nedir bu gaflet? Nedir bu haşmet, nedir bu istiğnâ, nedir bu azamet? Elindeki ihtiyar bir kıl kadardır ve iktidarın bir zerre kadardır. Ve hayatın söndü, ancak bir şu'le kaldı. Ömrün geçti, şuûrun söndü, bir lem'a kaldı. Şöhretin gitti, ancak bir ân kaldı...

Zamanın geçti, kabirden başka mekânın var mı? Bîçâre! Aczine ve fakrına bir had var mı? Emellerin nihâyetsizdir, ecelin yakındır. Evet, böyle acz ve fakrınla iktidar ve ihtiyardan hàlî bir insanın ne olacak hâli? Hazâin-i rahmet sâhibi Hàlık-ı Rahmânürrahîm’e, böyle bir acz ile i'timâd etmek lâzımdır. O’dur herkese nokta-i istinâd. O’dur her zaîfe cihet-i istimdâd...

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.