pek zâhirdir. Zîra, zâhire çıkan bâtınlarının nurâniyeti, mürâîlerin zulümâtıyla iltibas olmaz. ∗∗∗
﴿ وَ اِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ ﴾
İ'lem 47
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Tesbihât, ibâdât, gayr-ı mahdûd envâ'larıyla herşeyde vardır. Fakat, herşeyin kendi tesbihât ve ibâdetini bütün vecihlerini dâima bilip şuûr edinmesi lâzım değildir. Çünkü, husûl huzuru istilzam etmez. Tesbih ve ibâdet edenler, yalnız yaptıkları amelin mahsûs bir tesbih veya sıfatı ma'lûm bir ibâdet olduğunu bilirlerse kâfîdir. Zâten Ma'bûd-u Mutlakın ilmi kâfîdir. İnsandan mâadâ mahlûkatta teklif olmadığından, onlara niyet lâzım değildir. Ve kezâ, amellerinin sıfatını bilmek de lâzım değildir.
İ'lem 48
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! İnsan-ı mü'minin kıymeti, ihtiva ettiği san'at-ı àliye ile esmâ-i hüsnâdan in'ikâs eden cilvelerin nakışları nisbetindedir. İnsan-ı kâfirin kıymeti ise, et, kemikten ibaret fânî ve sâkıt maddesinin kıymetiyle ölçülür. Kezâlik, bu âlem de, eğer Kur'ânın ta'rif ettiği gibi mânâ-yı harfiyle, yani Cenâb-ı Hakk’ın azametine bir âlet nazarıyla bakılırsa, o nisbette kıymetdâr olur. Eğer felsefenin dediği gibi mânâ-yı ismiyle, yani hiçbir fâil, Hàlık ile bağlı olmayıp, müstakill-i bizzat nazarıyla bakılırsa, kıymeti câmide, mütegayyir, maddesinde münhasır kalır.
Kur'ândan istifade edilen ilmin felsefe ilminden ne derece yüksek olduğu, şu misâl ile tebârüz eder: ﴾ وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجًا ﴿ Bu hükm-ü Kur'ânî esmâ-i hüsnânın cilvelerine bakmak için bir pencere açıyor. Şöyle ki:
Ey insan! Bu şems, azametiyle beraber size musahhardır. Meskenlerinize nur veriyor. Yemeklerinizi harâretiyle pişirtiyor. Sizin öyle azîm, rahîm bir Mâlikiniz var ki, bu şems onun bir lambası olup, misâfirhânesinde sâkin misâfirlerini ziyâlandırıyor.
Felsefenin hikmetince, şems büyük bir ateştir, yerinde dönüyor. Arz ile seyyârât, ondan uçan parçalardır. Câzibe ile, şemse merbût kalarak medârlarında hareket ediyorlar.
İ'lem 49
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! İnsanın Cenâb-ı Hak’tan hiçbir hakkı taleb etmeye hakkı yoktur. Bil'akis dâima O’na şükretmeye medyûndur. Çünkü, mülk O’nundur, insan O’nun memlûküdür. ∗∗∗
