İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 202 / 235
202

Dördüncü Katre

DÖRDÜNCÜ KATRE: Kur'ânın felsefî mesâil-i kevniyenin bir kısmında ihmal ile, bir kısmında ibham ile, öteki kısmında icmâl ile işâret ettiği derece-i i'câzı “Altı Nükte” zımnında izâh ediyoruz.

Birinci Nükte

Birinci Nükte:

S: Ne için Kur'ân da, hikmet ve felsefe gibi kâinâttan bahsetmiyor?

C: Felsefe hakikatten udûl etmiş, kâinâta mânâ-yı ismiyle bakarak, kâinâtı kâinât hesabına istihdam ediyor. Kur'ân ise, Haktan hak ile nâzil olmuş, hakikate gidiyor. Mevcûdâta mânâ-yı harfiyle bakarak Hàlık’ının hesabına istihdam ediyor.

S: Ulvî ve süflî ecrâmın mâhiyetleri, şekilleri, hareketleri hakkında fennin verdiği beyânât gibi beyân lâzım iken, mübhem bırakılmıştır.

C: Bu gibi mes'elelerde ibham daha mühimdir. Ve icmâl daha cemîl ve güzeldir. Çünkü, Kur'ân, istitradî ve tebeî olarak Cenâb-ı Hakk’ın zâtına, sıfâtına istidlâl için kâinâttan bahsediyor. İstidlâlin birinci şartı, delilin neticeden daha zâhir ve ma'lûm olması lâzımdır. Eğer fencilerin iştihâsı gibi “Şemsin sükûnuna, arzın hareketine bakmakla Allah’ın azametini anlayınız” demiş olsaydı, delil müddeâdan daha hafî olurdu. Ve insanların ekserîsi, ekser zamanlarda fehmedemediklerinden inkâra zehâb ederlerdi. Hâlbuki, irşad ve hidayet zamanlarında cumhûrun derece-i fehimleri nazara alınarak ona göre söz söylemek icâb eder. Maahazâ, ekseriyete yapılan mürâattan ekalliyette kalanın mahrumiyeti neş'et etmez. Çünkü, onlar da istifade ediyorlar. Amma mes'ele ma'kûse olursa, ekseriyet mahrum kalır, istifade edemez. Çünkü, fehimleri kàsırdır.

Ve Sâniyen: Belâğat-ı irşadiyenin şe'nindendir ki, avâmın nazarına, âmmenin hissine, cumhûrun fehmine göre hareket yapılsın ki, nazarları tevahhuş, fikirleri kabûlden imtina' etmesin. Binâenaleyh, cumhûra olan hitâbın en belîği zâhir, basit, sehl olmasıdır ki âciz olmasınlar. Muhtasar olsun ki melûl olmasınlar. Mücmel olsun ki, lüzumlu olmayan tafsîlden nefret etmesinler.

Ve Sâlisen: Kur'ân mevcûdâtın ahvâlinden ancak Hàlıkları için bahseder. Mevcûdâtın zâtlarına ait değildir. Bu itibarla Kur'ânca en mühim, kâinâtın Hàlıka nâzır olan ahvâlidir. Fen ise, Hàlık’ı işe katmıyor. Kâinâtın ahvâlinden bizâtiha bahsediyor. Ve kezâ, Kur'ân bütün insanlara hitâb eder. Ve ekseriyetin fehmini mürâat eder ki, tahkîkî bir mârifet sâhibi olsunlar. Fen ise, yalnız fenciler ile konuşur. Avâmı nazara almıyor. Avâm taklidde kalıyor. Bu itibarla fennin tafsilâtını ihmal veya ibham, maslahat-ı âmme ve menfaat-i umumiyeye nazaran, ayn-ı isabet ve ayn-ı hikmettir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.