İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 186 / 235
186

düşüp cüz'îlere hasr-ı nazar eden, o cüz'î şeylerin esbâbdan sudûruna ihtimal verebilir. Amma başını kaldırıp nev'e ve umuma baktığı zaman, ednâ bir cüz'înin en büyük bir sebebden sudûruna cevâz veremez. Meselâ: Cüz'î rızkını bazı esbâba isnâd edebilir. Fakat menşe'-i rızk olan arzın, kış mevsiminde kupkuru, kıraç olduğuna, bahar mevsiminde rızk ile dolu olduğuna baktığı vakit, arzı ihyâ etmekle bütün zevi'l-hayatın rızıklarını veren Allah’tan mâadâ kendi rızkını verecek bir şey bulunmadığına kanâati hâsıl olur.

Ve kezâ, evindeki küçük bir ışığı veya kalbinde bulunan küçük bir nuru bazı esbâba isnâd edebilirsin. Amma, o ışığın, şemsin ziyâsıyla, o nurun da Menba'ü'l-Envârın nuruyla muttasıl olduğuna vâkıf olduğun zaman anlarsın ki; kalıbını ışıklandıran, kalbini tenvir eden ancak leyl ve nehârı birbirine kalbeden Fâtır-ı Hakîmdir.

Ve kezâ, senin vücûdunun zuhûr ve vuzûhça Hàlık’ın vücûduna nisbeti, Hàlık’ın vücûduna delâlet edenlerin nisbeti gibidir. Çünkü, sen, bir vecihle kendi vücûduna delâlet ediyorsun. Amma Hàlık’ın vücûduna, bütün mevcûdât, bütün zerrâtıyla delâlet ediyor. Öyle ise, onun vücûdu senin vücûdundan âlemin zerrâtı adedince zuhûr dereceleri vardır.

Ve kezâ, seni nefsini sevmeye sevk eden esbâb:

1– Bütün lezzetlerin mahzeni nefistir;

2 – Vücûdun merkezi ve menfaatin mâdeni nefistir;

3 – İnsana en karîb –yakın– nefistir, diyorsun. Pekâlâ. Fakat, o fânî lezzetlere mukâbil, lezâiz-i bâkiyeyi veren Hàlık’ı daha ziyâde ubûdiyetle sevmek lâzım değil midir? Nefis vücûda merkez olduğundan muhabbete lâyık ise, o vücûdu icâd eden ve o vücûdun kayyûmu olan Hàlık, daha fazla muhabbete, ubûdiyete müstehak olmaz mı? Nefsin mâden-i menfaat ve en yakın olduğu, sebeb-i muhabbet olursa, bütün hayırlar, rızıklar elinde bulunan ve o nefsi yaratan Nâfi', Bâkî ve daha karîb olan, daha ziyâde muhabbete lâyık değil midir? Binâenaleyh, bütün mevcûdâta inkısam eden muhabbetleri cem' ve muhabbetin ile beraber mahbûb-u hakîki olan Fâtır-ı Hakîme ihdâ etmek lâzımdır.

İ'lem 19

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Senin önünde çok korkunç büyük mes'eleler vardır ki, insanı ihtiyata, ihtimama mecbur eder.

Birisi: Ölümdür ki, insanı dünyadan ve bütün sevgililerinden ayıran bir ayrılmaktır.

İkincisi: Dehşetli, korkulu ebed memleketine yolculuktur.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.