İşte mürşidin rûhu ve kalbi bir âyinedir. Cenâb-ı Hak’tan gelen feyze ma'kes olur. Mürîdine aksedilmesine de vesile olur. Vesilelikten fazla feyiz noktasında makam verilmemek lâzımdır. Hattâ bazı olur ki, masdar telâkki edilen bir üstad, ne mazhardır, ne de masdardır. Belki mürîdinin safvet-i ihlâsıyla ve kuvvet-i irtibatıyla ve ona hasr-ı nazar ile, o mürîd başka yolda aldığı füyûzâtı, üstadının mir'ât-ı rûhundan gelmiş görüyor.
Nasıl ki, bazı adam, manyetizma vâsıtasıyla bir cama dikkat ede ede âlem-i misâle karşı hayâlinde bir pencere açılır. O âyinede çok garâibi müşâhede eder. Hâlbuki âyinede değil, belki âyineye olan dikkat-i nazar vâsıtasıyla âyinenin haricinde hayâline bir pencere açılmış görüyor. Onun içindir ki, bazen nâkıs bir şeyhin hàlis mürîdi, şeyhinden daha ziyâde kâmil olabilir. Ve döner, şeyhini irşad eder ve şeyhinin şeyhi olur.
On Dördüncü Nota
ONDÖRDÜNCÜ NOTA: Tevhide dair “Dört Küçük Remiz” dir.
#### Birinci Remiz
Birinci Remiz: Ey esbâb-perest insan! Acaba garîb cevherlerden yapılmış bir acîb kasrı görsen ki, yapılıyor. Onun binasında sarfedilen cevherlerin bir kısmı yalnız Çin’de bulunuyor. Diğer kısmı Endülüs’te, bir kısmı Yemen’de, bir kısmı Sibirya’dan başka yerde bulunmuyor. Binanın yapılması zamanında aynı günde şark, şimâl, garb, cenûbdan o cevherli taşlar kolaylıkla celbolup yapıldığını görsen, hiç şübhen kalır mı ki, o kasrı yapan usta bütün küre-i arza hükmeden bir hâkim-i mu'cizekârdır.
İşte herbir hayvan, öyle bir kasr-ı İlâhîdir. Hususan insan, o kasırların en güzeli ve o sarayların en acîbidir. Ve bu insan denilen sarayın cevherleri; bir kısmı âlem-i ervâhtan, bir kısmı âlem-i misâlden ve Levh-i Mahfûzdan ve diğer bir kısmı da hava âleminden, nur âleminden, anâsır âleminden geldiği gibi; hâcâtı ebede uzanmış, emelleri semâvât ve arzın aktârında intişar etmiş, râbıtaları, alâkaları dünya ve âhiret edvârında dağılmış bir saray-ı acîb ve bir kasr-ı garîbdir.
İşte ey kendini insan zanneden insan! Mâdem mâhiyetin böyledir. Seni yapan ancak o Zât olabilir ki, dünya ve âhiret birer menzil, arz ve semâ birer sahife, ezel ve ebed dün ve yarın hükmünde olarak tasarruf eden bir Zât olabilir. Öyle ise, insanın ma'bûd’u ve melce'i ve halâskârı o olabilir ki, arz ve semâya hükmeder, dünya ve ukbâ dizginlerine mâliktir.
#### İkinci Remiz
İkinci Remiz: Bazı eblehler var ki, güneşi tanımadıkları için, bir âyinede güneşi görse, âyineyi sevmeye başlar. Şedîd bir his ile onun muhâfazasına çalışır. Tâ ki içindeki güneşi kaybolmasın. Ne vakit o ebleh; güneş, âyinenin ölmesiyle ölmediğini ve kırılmasıyla fenâ bulmadığını derketse, bütün muhabbetini gökteki güneşe çevirir. O vakit anlar ki, âyinede görülen güneş, âyineye tâbi değil, bekàsı ona mütevakkıf değil.
