zuhûrundan daha zâhirdir. Çünkü, herbir masnû', kendi nefsine birkaç vecihle aynen delâlet eder. Fakat Sâni'ine, hem aynen, hem aklen çok vecihler ile delâletleri vardır. Ve hangi bir masnû'un vücûdu esbâbdan istenilirse, bütün esbâb toplanıp birbirine yardımları olsa bile, o masnû'un benzerini yapamazlar...
22. İ'lem
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! İnsanın akıl ve fikir meydânı öyle bir vüs'attedir ki, ihâtası mümkün değildir; ve o kadar dardır ki, iğneye mahal olamaz. Evet, bazen zerre içinde dönüyor, katre içerisinde yüzüyor, bir noktada hapsoluyor. Bazen de, âlemi bir karpuz gibi eline alır ve kâinâtı misâfireten getirir, akıl odasında misâfir eder. Bazen de, o kadar haddini tecâvüz eder, yükseğe çıkar ki; Vâcibü'l-Vücûdu görmeye çalışır. Bazen de küçülür, zerreye benzer. Bazen de semâvât kadar büyür. Bazen de bir katreye girer. Bazen de fıtrat ve hilkati içine alır...
23. İ'lem
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Cenâb-ı Hakk’ın insana verdiği ni'metler, ister âfâkî olsun ister enfüsî olsun, bazı şerâit altında insana gelip vusûl buluyor. Meselâ: Ziyâ, hava, gıdâ, savt ve sadâ gibi ni'metlerden insanın istifade edebilmesi, ancak göz, kulak, ağız, burun gibi vesâitin açılmasıyla olur. Bu vesâit, Allah’ın halk ve icâdıyla olur. İnsanın eli, kesb ve ihtiyarında yalnız o vesâiti açmaktır.
Binâenaleyh, o ni'metleri yolda bulmuş gibi sâhibsiz, hesabsız olduğunu zannetmesin. Ancak Mün'im-i Hakîkinin kasdıyla gelir, insan da ihtiyarıyla alır. Sonra ihtiyaca göre in'âm edenin irâdesiyle bedeninde intişar eder.
24. İ'lem
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Herhangi bir şeyin sonu ve âhiri intizam ve güzellikçe evvelinden aşağı olmadığı gibi; zâhiri ve sûreti de san'at ve hikmetçe bâtınından güzel değildir. Öyle ise, eşyanın iç yüzlerini ve nihâyetlerini sâhibsiz zannedip, tesâdüflere havâle etme. Çiçekle, çiçekten çıkan semeredeki eser-i san'at ve hikmet; çekirdekle, çekirdekten çıkan filizin eser-i san'at ve nakşından aşağı değildir. Binâenaleyh, Sâni'-i Zülcelâl hem evveldir hem âhir, hem zâhirdir hem bâtın. وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
25. İ'lem
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Kur'ân’ın i'câzı tahrifine bir seddir. Evet, mâdem Kur'ân mu'cizedir, beşer O’nun taklidini yapamaz. Âyetleri başka kelâmlar ile tebdil edilmekle tahrif ve tağyîri mümkün değildir. Çünkü, müfessir, müellif, mütercim, muharref üslûblarını, kisvelerini âyâtın kisvesiyle iltibas ettiremezler. Âyetlerde i'câz damgası vardır. O damganın altında olmayan kelâmlar âyet addedilemez. Öyle ise i'câz, tahrif ve tağyîri kabûl etmez.
