Ve kezâ, dünyadaki lezzet ve ni'metlere iki cihetle bakılır:
Bir cihette, o ni'metlerin bir mün'im tarafından verildiği düşünülür. Ve nazar, o lezzetten in'âm edene döner; O’nu düşünür. Mün'imi düşünmek lezzeti, ni'meti düşünmekten daha lezîzdir.
İkinci cihet; ni'meti görür görmez nazarını ona hasrederek, o ni'meti ganîmet telâkki ederek minnetsiz yer. Hâlbuki, birinci cihette lezzet, zevâl ile zâil olsa bile rûhu bâkîdir. Çünkü Mün'imi düşünür. Mün'im ise, merhametlidir. Dâima bu ni'metleri bana verir diye ümîdvâr olur. İkinci cihette, ni'metin zevâli ölüm değildir ki, rûhu kalsın. Rûhu da söner, ancak dumanı kalır. Musîbetlerin ise, zevâlinden sonra dumanları söner, nurları kalır. Lezzetlerin zevâlinden sonra kalan dumanları günahlarıdır.
Arkadaş! Dünya ve âhiretteki lezzet ve ni'metlere, îmân ile bakılırsa, bunlarda bir hareket-i devriye görülür ki; emsâller birbirini takib eder. Biri gider, yerine onun misli gelir. Bu sâyede o ni'metlerin mâhiyeti sönmez. Ancak teşahhusât-ı cüz'iyede firâk ve iftirakları vardır. Bunun içindir ki; lezâiz-i îmâniye, firâk ve iftirak ile müteessir ve mükedder olmuyor. Fakat ikinci cihette, herbir lezzetin zevâli var. Ve o zevâl hadd-i zâtında elem olduğu gibi düşünmesi de elemdir. Çünkü bu ikinci cihette, hareket devriye değildir, müstakîmdir. Lezzet, ebedî bir ölüm ile mahkûm olur... ∗∗∗
Nokta
Nokta
Arkadaş! Esbâb ve vesâiti insan kucağına alıp yapışırsa, zillet ve hakarete sebeb olur. Meselâ: Kelb, bütün hayvanlar içerisinde birkaç sıfât-ı hasene ile muttasıftır ve o sıfatlar ile iştihâr etmiştir. Hattâ sadâkat ve vefâdârlığı darb-ı mesel olmuştur. Bu güzel ahlâkına binâen, insanlar arasında kendisine mübârek bir hayvan nazarıyla bakılmaya lâyık iken, maalesef, insanlar arasında mübârekiyet değil necisü'l-ayn addedilmiştir. Tavuk, inek, kedi gibi sâir hayvanlarda, insanların onlara yaptıkları ihsânlara karşı şükrân hissi olmadığı hâlde, insanlarca azîz ve mübârek addedilmektedirler.
Bunun esbâbı ise, kelbde hırs marazı fazla olduğundan esbâb-ı zâhiriyeye öyle bir derece ihtimam ile yapışır ki, Mün'im-i hakîkiden bütün bütün gafletine sebeb olur. Binâenaleyh, vâsıtayı müessir bilerek Müessir-i hakîkiden yaptığı gaflete ceza olarak necis hükmünü almıştır ki tâhir olsun. Çünkü hükümler, hadler günahları afveder. Ve beyne'n-nâs tahkîr darbesini, gaflete keffâret olarak yemiştir.
