Üçüncüsü: İnşaata lâzım olan mukaddimeleri keşf ve tertib etmektir. Meselâ: Bir evin yapılması için lâzım olan taş, ağaç, çimento misillû lüzumlu mukaddimeleri ihzar ve tertib etmek gibi.
Binâenaleyh, insanın en evvel ve en büyük vazifesi, tesbih ve tahmîddir. Evvelâ mâzi, hâl ve istikbâl zamanlarında görmüş veya görecek ni'metler lisânıyla, sonra nefsinde veya haricinde görmekte olduğu in'âmlar lisânıyla, sonra mahlûkatın yapmakta oldukları tesbihâtı şehâdet ve müşâhede lisânıyla, Sâni'i hamd ü senâ etmektir.
İ'lem 3
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Cenâb-ı Hakk’ın atâ, kazâ ve kader nâmında üç kanunu vardır. Atâ, kazâ kanununu, kazâ da, kaderi bozar.
Meselâ: Bir şey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kazâ demektir. O kararın ibtaliyle hükmü kazâdan affetmek, atâ demektir. Evet, yumuşak bir otun damarları katı taşı deldiği gibi, atâ da kazâ kanununun kat'iyyetini deler. Kazâ da ok gibi kader kararlarını deler. Demek, atânın kazâya nisbeti, kazânın kadere nisbeti gibidir. Atâ, kazâ kanununun şümûlünden ihraçtır. Kazâ da kader kanununun külliyetinden ihraçtır. Bu hakikate vâkıf olan ârif:
“Yâ İlâhî! Hasenâtım senin atândandır. Seyyiâtım da senin kazândandır. Eğer atân olmasa idi, helâk olurdum” der.
İ'lem 4
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Esmâ-i hüsnâyı tazammun eden bazı fezlekeler ile âyetlere hâtime verilmekte ne gibi bir sır vardır?
Evet, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân, bazen âyât-ı kudreti âyetlerde basteder. Sonra içerisinden esmâyı çıkarır. Bazen mensûcât toplar gibi açar, dağıtır. Sonra toplar, esmâda tayyeder. Bazen de ef'âlini tafsîl ettikten sonra isimler ile icmâl eder. Bazen de, halkın a'mâlini tehdidâne söyler. Sonra rahmete işâret eden isimler ile tesellî eder. Bazen de bazı makàsıd-ı cüz'iyeyi zikrettikten sonra o makàsıdı takrîr ve isbât için bürhân olarak kavâid-i külliye hükmünde olan isimleri zikrediyor. Bazen de maddî cüz'iyâtı zikreder. Sonra esmâ-i külliye ile icmâl eder ve hâkezâ...
İ'lem 5
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Acz de aşk gibi Allah’a îsâl eden yollardan biridir. Amma acz yolu, aşktan daha kısa ve daha selâmettir.
Ehl-i sülûk, tarîk-ı hafâda letâif-i aşere üzerine, tarîk-ı cehrde nüfûs-u seb'a üzerine sülûk etmişlerdir. Bu fakir, âciz ise dört hatveden ibaret; hem kısa, hem sehl bir tarîki, Kur'ân’ın feyzinden istifade etmiştir.
