İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 195 / 235
195

Kelime-i tevhid de namazı iktiza ediyor. Namaz dahi ubûdiyetin esâs bir rüknüdür. Ubûdiyeti emreden tekliftir. Mükellefiyetini îfâ edenin, mükellefiyet müddetince, mükellefiyet-i askeriye gibi yemekleri, libâsları ve sâir hayat lâzimeleri hazine-i Rahmândan verilir. Mükellefiyet-i askeriye iki buçuk senedir. Amma mükellefiyet-i ubûdiyet, müddet-i ömürdür. ∗∗∗

﴿ وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ ﴾

İ'lem 39

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! İnsan bir yolcudur. Sabâvetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. Her iki hayatın levâzımatı, Mâlikü'l-Mülk tarafından verilmiştir. Fakat o levâzımatı, cehlinden dolayı tamamen bu hayat-ı fâniyeye sarfediyor. Hâlbuki, o levâzımattan lâakal onda biri dünyevî hayata, dokuzu hayat-ı bâkiyeye sarf etmek gerektir. Acaba birkaç memleketi gezmek için hükûmetten yirmidört lira harcırah alan bir memur, ilk dâhil olduğu memlekette yirmiüç lirayı sarfederse, öteki yerlerde ne yapacaktır? Hükûmete ne cevab verecektir? Böyle yapan kendisine akıllı diyebilir mi? Binâenaleyh, Cenâb-ı Hak her iki hayat levâzımatını elde etmek için yirmidört saatlik bir vakit vermiştir. Çoğunu aza, azını çoğa vermek sûretiyle, yirmiüç saat kısa ve fânî olan dünya hayatına, hiç olmazsa bir saati de beş namaza ve bâkî ve sonsuz uhrevî hayata sarf etmek lâzımdır ki dünyada paşa, âhirette gedâ olmasın!

İ'lem 40

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Gâfil olan insan, kendi vazifesini terkeder, Allah’ın vazifesiyle meşgul olur. Evet insan, gafletten dolayı iktidarı dâhilinde kolay olan ubûdiyet vazifesinin terkiyle, zaîf kalbiyle rubûbiyet vazife-i sakîlesinin altına girer, altında ezilir. Ve aynı zamanda bütün istirahatini kaybetmekle âsî, şakì, hâin adamların partisine dâhil olur.

Evet, insan bir askerdir. Askerlik vazifesi başka, hükûmetin vazifesi başkadır. Askerlik vazifesi ta'lim, cihad gibi din ve vatanı koruyacak işlerdir. Hükûmetin vazifesi ise, erzâkını, libâsını, silâhını vermektir. Binâenaleyh, erzâkını te'min için askerliğe ait vazifesini terk edip ticâretle –meselâ– iştigâl eden bir asker, şakì ve hâin olur. Bu itibarla insanın Allah’a karşı ubûdiyet, vazifesidir. Terk-i kebâir takvâsıdır. Nefis ve şeytanla uğraşması, cihadıdır.

Amma gerek nefsine, gerek evlâd ve taallukatına hayat malzemesini tedârik etmek Allah’ın vazifesidir. Evet, mâdem hayatı veren odur. O hayatı koruyacak levâzımatı da o verecektir. Yalnız, hükûmetin asker için ofislerde cem'ettiği erzâkı askerlere taşıttırdığı, temizlettirdiği öğüttürdüğü, pişirttirdiği gibi, Cenâb-ı Hak da hayat için lâzım olan levâzımatı

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.