bir güzü, bir de baharı vardır. Evet, geçmiş zamanda vukû'a gelmiş olan mu'cizât-ı kudret, Sâni'in bütün imkânât-ı istikbâliyeye kàdir olduğuna kat'î şâhid ve bürhânlardır.
Ve kezâ, bu âlemin mâliki, kendi kudretine pek kolay ve pek ehven ve ibâdına fevkalâde mühim ve pek şedîdü'l-ihtiyaç olan haşrin tekrar be tekrar va'dinde bulunmuştur. Ma'lûmdur ki, hulfü'l-va'd, kudretin izzetine, rubûbiyetin merhametine zıttır. Zîra, va'din hilâfını yapmak, cehlin veya aczin alâmetidir. Bu ise, Kadîr-i mutlak, Hakîm-i mutlak olan zâta muhâldir.
Maahazâ, insanların haşri nebâtâtın haşri gibidir. Bunu gören onu nasıl inkâr eder? Haşrin icâdına olan va'di ise, bütün enbiyânın tevâtürüyle ve büyük insanların icmâıyla sâbit olduğu gibi Kur'ân-ı Kerîm’in lisânıyla da sâbittir.
Ezcümle
Ezcümle:
﴿ اَللّٰهُ لااِلٰهَاِلَّاهُوَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لاَ رَيْبَ فِيهِ وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّٰهِ حَدِيثًا ﴾
olan âyet-i kerîme, büyük bir şiddet ve kuvvetle haşrin icâdına söz veriyor. Fakat, bazı insan pek nankördür ki; bütün mevcûdât, sıdkına ve hak olduğuna delâlet ettiği o Mâlikü'l-Mülkün sözlerini tasdik etmez, kendi hezeyanına ve ahmaklığına i'timâd eder.
Ve kezâ, bu âlemde pek ihtişamlı bir rubûbiyet âsârıyla şa'şaalı bir saltanatın şuâları görünmektedir. Evet, görüyoruz ki: Koca arz –sekenesiyle beraber– ehlî, zelîl, mutî' bir hayvan gibi o rubûbiyetin emri altında beslenir. Güzde ölmesi, baharda dirilmesi ve bir Mevlevî gibi raks ve hareketi ve sâir bütün işleri o emre tâbi olduğu gibi, şemsin de seyyârâtıyla tanzim ve teshìri ve sâir vaziyetleri o emre bağlıdır. Hâlbuki, azametli şu rubûbiyet-i sermediye ve bu saltanat-ı ebediye şöyle zaîf, zâil, muvakkat temeller ve esâslar üzerine bina edilemez. Ve bu mütebeddil, belâlı, kederli, fânî dünya üzerine kàim olamaz. Ancak, bu dünya o azametli rubûbiyetin pek azîm ve geniş dâiresi içinde insanları tecrübe ve imtihan, kudretin mu'cizelerini teşhîr ve ilân için kurulmuş muvakkat bir menzildir ki, tahrib edilip pek muazzam, geniş, ebedî ve bâkî bir âleme cüz' olmak için tebdil edilecektir. Binâenaleyh, bu tebeddülât ma'razı olan âlemin Sâni'i için diğer tağayyürsüz, sâbit bir âlemin vücûdu zarûrîdir.
Maahazâ, zâhirden hakikate geçen ervâh-ı neyyire ashâbı ve kulûb-u münevvere aktâbı ve ukùl-ü nurâniye erbâbı ve kurb-u huzur-u İlâhîde dâhil olanlar, o Zât-ı Zülcelâl’in, mutî'ler için bir dâr-ı mükâfât ve âsîler için bir dâr-ı mücâzât ihzar ettiğini ve pek metîn va'dler ile şedîd tehdidleri
