İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 154 / 235
154

Belki güneştir ki, o âyineyi o tarzda tutuyor ve onun parlamasına ve nuruna medet veriyor. Güneşin bekàsı onunla değil, belki âyinenin hayatdâr parlamasının bekàsı, güneşin cilvesine tâbidir.

Ey insan! Senin kalbin ve hüviyet ve mâhiyetin bir âyinedir. Senin fıtratında ve kalbinde bulunan şedîd bir muhabbet-i bekà, o âyine için değil ve o kalbin ve mâhiyetin için değil. Belki o âyinede isti'dâda göre cilvesi bulunan Bâkî-i Zülcelâl’in cilvesine karşı muhabbetindir ki, belâhet yüzünden o muhabbetin yüzü başka yere dönmüş. Mâdem öyledir. “Yâ Bâkî, Ente'l-Bâkî” de! Yani: “Mâdem sen varsın ve bâkîsin; fenâ ve adem ne isterse bize yapsın, ehemmiyeti yok!..”

#### Üçüncü Remiz

Üçüncü Remiz: Ey insan! Fâtır-ı Hakîmin senin mâhiyetine koyduğu en garîb bir hâlet şudur ki: Bazen dünyaya yerleşemiyorsun. Zindânda boğazı sıkılmış adam gibi “of, of” deyip dünyadan daha geniş bir yer istediğin hâlde, bir zerrecik bir iş, bir hâtıra, bir dakika içine girip yerleşiyorsun. Koca dünyaya yerleşemeyen kalb ve fikrin, o zerrecikte yerleşir. En şiddetli hissiyatınla o dakikacık, o hâtıracıkta dolaşıyorsun.

Hem senin mâhiyetine öyle manevî cihâzât ve latîfeler vermiş ki, bazıları dünyayı yutsa tok olmaz. Bazıları bir zerreyi kendinde yerleştiremiyor. Baş bir batman taşı kaldırdığı hâlde, göz bir saçı kaldıramadığı gibi; o latîfe, bir saç kadar bir sıklete, yani gaflet ve dalâletten gelen küçük bir hâlete dayanamıyor. Hattâ bazen söner ve ölür.

Mâdem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dâne, bir lem'a, bir işârette, bir öpmekte batma! Dünyayı yutan büyük letâiflerini onda batırma. Çünkü, çok küçük şeyler var, çok büyükleri bir cihette yutar. Nasıl küçük bir cam parçasında, gök, yıldızlarıyla beraber içine girip garkoluyor. Hardal gibi küçük kuvve-i hâfızanda, senin sahife-i a'mâlinin ekseri ve sahâif-i ömrünün ağlebi içine girdiği gibi; çok cüz'î küçük şeyler var, öyle büyük eşyayı bir cihette yutar, istiâb eder.

#### Dördüncü Remiz

Dördüncü Remiz: Ey dünya-perest insan! Çok geniş tasavvur ettiğin senin dünyan, dar bir kabir hükmündedir. Fakat, o dar kabir gibi menzilin duvarları şişeden olduğu için birbiri içinde in'ikâs edip göz görünceye kadar genişliyor. Kabir gibi dar iken, bir şehir kadar geniş görünür. Çünkü, o dünyanın sağ duvarı olan geçmiş zaman ve sol duvarı olan gelecek zaman, ikisi ma'dûm ve gayr-ı mevcûd oldukları hâlde, birbiri içinde in'ikâs edip gayet kısa ve dar olan hazır zamanın kanatlarını açarlar. Hakikat hayâle karışır, ma'dûm bir dünyayı mevcûd zannedersin. Nasıl bir hat, sür'at-i hareketle bir satıh gibi geniş görünürken, hakikat-i vücûdu ince bir hat olduğu gibi, senin de dünyan hakikatçe dar,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.