İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 89 / 235
89

29. İ'lem

İ'lem Eyyühe'l-Azîz!

(Ey azîz kardeşim bil ki!)

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Hakàik-ı îmâniyeyi isbât için îrâd edilen bürhân ve delilleri tedkik ederken, şu kocaman neticeyi bu zaîf, nahîf delil intac edemez diye tenkidâtta bulunma. Zîra za'fiyetiyle ittiham ettiğin o delilin sağında ve solunda bulunan takviye kuvvetleri ve kıt'aları pek çoktur. Evet, İslâmiyetin sıdkına delâlet eden şâhidlerden, şehîdlerden, bürhânlardan, delillerden, emârelerden herbirisi, o müdafaa meydânında arkadaşını himâye etmekle sıhhat raporunu imzalayarak sağlam olduğunu tasdik eder. O da, onun ilim ve haberine ehl-i vukûf olur. Çünkü, hakàik-ı îmâniyede hedef sübûttur; nefy değildir. Sâbit olan bir şeyi gösterenlerin biri, bin gibidir. Zîra, sübûtta gösterenlerin gösterme tarzları birbirine uygun ve muvâfık olduğundan, herbirisi ötekileri tezkiye ve tasdik etmiş olur. Nefy cihetinde, nefy edenlerin şehâdetlerinde tevâfuk yoktur. Nefylerine mütehâlif esbâb gösterirler. Bunun için, şehâdetleri birbirinin sıhhatine delil olamaz. Çünkü tevâfuk yok.

30. İ'lem

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Bazen bir şeye şiddetli muhabbet, o şeyin inkârına sebeb olur. Ve kezâ, şiddet-i havf ve gayet azamet ve aklın ihâtasızlığı da inkâra sebeb olur.

31. İ'lem

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Hanzalenin çekirdeğinde hanzale ağacı mündemic ve dâhil olduğu gibi Cehennemin de küfür ve dalâlet tohumunda müstetir bulunduğunu, şühûdî bir yakìn ile müşâhede ettim. Ve kezâ, nasıl ki hurmanın çekirdeği hurma ağacına hâmiledir. Aynen öyle de, îmân habbesinde de Cennetin mevcûd olduğunu hads-i kat'î ile gördüm. Çünkü, o çekirdeklerin ağaçlara tahavvül ve inkılâbları garîb olmadığı gibi, küfür ve dalâlet mânâsı da tâzib edici bir Cehennemi; îmân ve hidayet de bir Cenneti intac edeceğinde istib'âd yoktur.

32. İ'lem

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Tohum olacak bir habbenin kalbi, yani içi delindiği zaman, elbette sünbüllenip neşv ü nemâ bulamaz; ölür gider. Kezâlik, ene ile tâbir edilen enâniyetin kalbi, “Allah Allah” zikrinin şuâ ve harâretiyle yanıp delinirse, büyüyüp gafletle fir'avunlaşamaz. Ve Hàlık-ı semâvât ve arza isyan edemez. O zikr-i İlâhî sâyesinde ene mahvolur.

İşte Nakşibendîler, zikir hususunda ittihàz ettikleri zikr-i hafî sâyesinde kalbin fethiyle, ene ve enâniyet mikrobunu öldürmeye ve şeytanın emirberi olan nefs-i emmârenin başını kırmaya muvaffak olmuşlardır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.