İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 88 / 235
88

Âşiren: Bir yolda dokuz ihtimal-i helâket, tek bir ihtimal-i necât varsa; hayatından vazgeçmiş, mecnûn bir cesur lâzım ki o yola sülûk etsin. Şimdi, yirmidört saatten bir saati işgal eden farz namaz gibi zarûriyât-ı diniyede, yüzde doksan dokuz ihtimal-i necât var. Yalnız, gaflet ve tenbellik haysiyetiyle, bir ihtimal, zarar-ı dünyevî olabilir. Hâlbuki ferâizin terkinde, doksan dokuz ihtimal-i zarar var. Yalnız gaflet ve dalâlete istinâd, tek bir ihtimal-i necât olabilir. Acaba dine ve dünyaya zarar olan ihmal ve ferâizin terkine ne bahâne bulunabilir? Hamiyet nasıl müsâade eder?

Bâhusus bu gürûh-u mücâhidîn ve bu yüksek meclisin ef'âli taklid edilir. Kusurlarını millet ya taklid veya tenkid edecek; ikisi de zarardır. Demek onlarda hukukullâh, hukuk-u ibâdı da tazammun ediyor. Sırr-ı tevâtür ve icmâı tazammun eden hadsiz ihbarâtı ve delâili dinlemeyen ve safsata-i nefis ve vesvese-i şeytandan gelen bir vehmi kabûl eden adamlarla, hakîki ve ciddi iş görülmez.

Şu inkılâb-ı azîmin temel taşları sağlam gerek. Şu meclis-i àlînin şahsiyet-i maneviyesi –sâhib olduğu kuvvet cihetiyle– mânâ-yı saltanatı derûhde etmiştir. Eğer, Şeâir-i İslâmiyeyi bizzat imtisal etmek ve ettirmekle mânâ-yı hilâfeti dahi vekâleten derûhde etmezse, hayat için dört şeye muhtaç, fakat an'ane-i müstemirre ile günde lâakal beş defa dine muhtaç olan şu fıtratı bozulmayan ve lehviyât-ı medeniye ile ihtiyacât-ı rûhiyesini unutmayan bu milletin hâcât-ı diniyesini Meclis tatmin etmezse, bilmecbûriye mânâ-yı Hilâfeti, tamamen kabûl ettiğiniz isme ve lafza verecek. O mânâyı idâme etmek için kuvveti dahi verecek. Hâlbuki, meclis elinde bulunmayan ve meclis tarîkiyle olmayan böyle bir kuvvet, inşikak-ı asâya sebebiyet verecektir. İnşikak-ı asâ ise,

﴾ وَ اعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمِيعًا ﴿ âyetine zıttır. Zaman cemâat zamanıdır. Cemâatin rûhu olan şahs-ı manevî daha metîndir. Ve tenfîz-i ahkâm-ı şer'iyeye daha ziyâde muktedirdir. Halife-i şahsî, ancak ona istinâd ile vezâifi derûhde edebilir. Cemâatin rûhu olan şahs-ı manevî eğer müstakîm olsa, ziyâde parlak ve kâmil olur. Eğer fenâ olsa pek çok fenâ olur. Ferdin, iyiliği de fenâlığı da mahduttur. Cemâatin ise gayr-ı mahduttur. Harice karşı kazandığınız iyiliği, dâhildeki fenâlıkla bozmayınız. Bilirsiniz ki, ebedî düşmanlarınız ve zıtlarınız ve hasımlarınız İslâmın şeâirini tahrib ediyorlar. Öyle ise, zarûrî vazifeniz, şeâiri ihyâ ve muhâfaza etmektir. Yoksa, şuûrsuz olarak şuûrlu düşmana yardımdır. Şeâirde tehâvün, za'f-ı milliyeti gösterir. Za'f ise, düşmanı tevkìf etmez, teşci' eder...

حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ ❀ نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.