İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 87 / 235
87

Hâmisen: Enbiyâ’nın ekseri şarkta ve hükemânın ağlebi garbda gelmesi kader-i ezelînin bir remzidir ki, şarkı ayağa kaldıracak din ve kalbdir, akıl ve felsefe değil. Şarkı intibâha getirdiniz, fıtratına muvâfık bir cereyan veriniz. Yoksa, sa'yiniz ya hebâen gider veya muvakkat, sathî kalır...

Sâdisen: Hasmınız ve İslâmiyet düşmanı olan frenkler, dindeki lâkaydlığınızdan pek fazla istifade ettiler ve ediyorlar. Hattâ diyebilirim ki, hasmınız kadar İslâma zarar veren, dinde ihmalinizden istifade eden insanlardır. Maslahat-ı İslâmiye ve selâmet-i millet nâmına, bu ihmali a'mâle tebdil etmeniz gerektir. Görülmüyor mu ki, İttihâdçılar o kadar hàrika azm ü sebat ve fedâkarlıklarıyla, hattâ İslâm’ın şu intibâhına da bir sebeb oldukları hâlde, bir derece dinde lâübâlîlik tavrını gösterdikleri için dâhildeki milletten nefret ve tezyif gördüler. Hàriçteki İslâmlar dindeki ihmallerini görmedikleri için hürmeti verdiler.

Sâbian: Âlem-i küfür, bütün vesâitiyle, medeniyetiyle, felsefesiyle, fünûnuyla, misyonerleriyle Âlem-i İslâma hücum ve maddeten uzun zamandan beri galebe ettiği hâlde, –Âlem-i İslâma– dinen galebe edemedi. Ve dâhilî bütün fırak-ı dâlle-i İslâmiye de, birer kemmiye-i kalîle-i muzırra sûretinde mahkûm kaldığı; ve İslâmiyet metânetini ve salâbetini sünnet ve cemâatle muhâfaza eylediği bir zamanda, lâübâliyâne, Avrupa medeniyet-i habîse kısmından süzülen bir cereyan-ı bid'atkârâne, sînesinde yer tutamaz. Demek, Âlem-i İslâm içinde mühim ve inkılâbvâri bir iş görmek, İslâmiyetin desâtirine inkıyad ile olabilir, başka olamaz. Hem olmamış, olmuş ise de çabuk ölüp, sönmüş...

Sâminen: Za'f-ı dine sebeb olan Avrupa medeniyet-i sefîhânesi yırtılmağa yüz tuttuğu bir zamanda ve medeniyet-i Kur'ânın zuhûra yakın geldiği bir ânda, lâkaydâne ve ihmalkârâne müsbet bir iş görülmez. Menfîce, tahribkârâne iş ise, bu kadar rahnelere ma'rûz kalan İslâm zâten muhtaç değildir.

Tâsian: Sizin bu “İstiklâl Harbi”ndeki muzafferiyetinizi ve àlî hizmetinizi takdir eden ve sizi can u dilden seven, cumhûr-u mü'minîndir. Ve bilhassa tabaka-i avâmdır ki sağlam müslümanlardır. Sizi ciddi sever ve sizi tutar ve size minnetdârdır ve fedâkârlığınızı takdir ederler ve intibâha gelmiş en cesîm ve müdhiş bir kuvveti size takdim ederler. Siz dahi, evâmir-i Kur'âniyeyi imtisal ile onlara ittisal ve istinâd etmeniz maslahat-ı İslâm nâmına zarûrîdir. Yoksa, İslâmiyetten tecerrüd eden, bedbaht, milliyetsiz, Avrupa meftûnu frenk mukallidleri, avâm-ı müslimîne tercih etmek, maslahat-ı İslâma münâfî olduğundan, Âlem-i İslâm, nazarını başka tarafa çevirecek ve başkasından istimdâd edecek...

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.