İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 182 / 235
182

Kur'ân’ın ifhâm ettiği tarîk, kâinâtı, mevcûdâtı hem i'dâmdan, hem hapisten kurtarır. Esmâ-i hüsnâya mazhariyetle âyinedârlık etmek gibi vazifelerde istihdam ediyor. Fakat kâinâtı, istiklâliyetten ve kendi hesabına çalışmaktan azlediyor.

Ve kezâ, insanın vücûdunda birkaç dâire vardır. Çünkü, hem nebâtîdir, hem hayvanîdir, hem insanîdir, hem îmânî. Tezkiye muâmelesi bazen tabaka-i îmâniyede olur. Sonra tabaka-i nebâtiyeye iner. Bazen de yirmidört saat zarfında her dört tabakada muâmele vâki olur. İnsanı hatâ ve galata atan, bu dört tabakadaki farkı riâyet etmemektir. خَلَقَ لَنَا مَا فِى الْاَرْضِ جَمِيعًا ya istinâden insaniyetin mide-i hayvaniye ve nebâtiyeye münhasır olduğunun zannıyla galat ediyor. Sonra bütün gayelerin nefsine ait olduğunun hasrıyla galat ediyor. Sonra, herşeyin kıymeti, menfaati nisbetinde olduğunun takdiriyle galat ediyor. Hattâ Zühre yıldızını kokulu bir zühreye mukâbil almaz. Çünkü kendisine menfaati dokunmuyor.

İ'lem 6

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Ubûdiyet, sebkat eden ni'metin neticesi ve onun fiatıdır. Gelecek bir ni'metin mükâfât mukaddimesi ve vesilesi değildir. Meselâ; insanın en güzel bir sûrette yaratılışı, ubûdiyeti iktiza eden sâbık bir ni'met olduğu ve sonra da, îmânın i'tâsıyla kendisini sana ta'rif etmesi, ubûdiyeti iktiza eden sâbık ni'metlerdir. Evet, nasıl ki midenin i'tâsıyla bütün mat'ûmât i'tâ edilmiş gibi telâkki ediliyor; hayatın i'tâsıyla da âlem-i şehâdet, müştemil bulunduğu ni'metler ile beraber i'tâ edilmiş gibi telâkki ediliyor.

Ve kezâ, nefs-i insanînin i'tâsıyla, bu mide için mülk ve melekût âlemleri ni'metler sofrası gibi kılınmıştır. Kezâlik îmânın i'tâsıyla, mezkûr sofralar ile beraber, esmâ-i hüsnâda iddihar edilen defineleri de sofra olarak verilmiş oluyor. Bu gibi ücretleri peşin aldıktan sonra, devam ile hizmete mülâzım olmak lâzımdır. Hizmet ve amelden sonra verilen ni'metler, mahzâ onun fazlındandır.

İ'lem 7

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Envâ'ın efrâdında, bilhassa haşerât ve hevâm kısmında görünen fevkalâde çoklukta müşâhede edilen, hàrikulâde gayr-ı mütenâhî bir cûd u sehàvet vardır. Kemâl-i ittikan ve intizam ile bütün envâ'da bulunan şu kesret-i efrâd, Tecelliyât-ı İlâhiyenin gayr-ı mütenâhî olduğuna ve Cenâb-ı Hakk’ın mâhiyeti herşeye mübâyin olduğuna ve bütün eşya onun kudretine nisbeten mütesâvî olduğuna sarâhaten delâlet eder.

Evet bu cûd-u icâd Sâni'in vücûbundandır. Nev'ide celâlîdir, ferdde cemâlîdir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.