İşte bu fa'âliyet-i hakîmiyeden anlaşılıyor ki; zamanın seyliyle beraber, gelip geçen eşya-yı seyyâleden ve geçen günlerden, senelerden, asırlardan, leyl ve nehârın takallübü ile pek çok mensûcât-ı gaybiye ve uhreviye yapılmaktadır. Evet, âlemin fihristesi hükmünde olan insan fabrikasında dokunan mensûcât o hakikati tenvir eder. Öyle ise, bu fânî dünyada mevt, fenâ, devâir-i gaybiyede sâfî bir bekàya intikal ederek bâkî kalır. Evet, rivâyetlerde vardır ki: “İnsanın ömür dakikaları, insana avdet ederler. Ya gafletle muzlim olarak gelirler veya hasenât-ı muzîe ile avdet ederler.”
İ'lem 27
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Görüyoruz ki: Sâni'-i Hakîmin, efrâd ve cüz'iyâtın tasvirinde büyük büyük tefennünleri vardır. Evet, hayvanların pek büyük ve pek küçükleri olduğu gibi, kuşlarda, balıklarda, meleklerde ve sâir ecrâmda, âlemlerde dahi pek küçük ve pek büyük ferdleri vardır. Cenâb-ı Hakk’ın şu tefennünde takib ettiği hikmet:
1– Tefekkür ve irşad için bir lütûf, bir teshîlâttır.
2– Kudret mektûbları okunup fehmetmekte bir kolaylıktır.
3– Kudretin kemâlini izhâr etmektir.
4– Celâlî ve cemâlî her iki nev'i san'atı ibraz etmektir.
Maahazâ, pek ince yazıları herkes okuyamaz ve pek büyük şeyler de nazar-ı ihâtaya alınamaz. İşte irşadı teshîl ve ta'mîm için bir kısmını küçük harflerle, bir kısmını da büyük harflerle yazmakla irşadın iktizası yerine getirilmiştir.
Amma şeytanın talebesi olan nefs-i emmâre, cismin küçüklüğünü san'atın küçüklüğüne atfetmekle, esbâbdan sudûrunu tecviz ediyor. Ve pek büyük cisimler dahi hikmetle yaratılmamış iddiasında bulunarak bir nev'i abesiyete isnâd ediyor.
İ'lem 28
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Gerek cûdda, gerek rızıkda ifrat derecesinde mebzûliyet vardır. Bu ise, hikmetten uzak, abesiyete yakın görünür. Evet, eğer yaratılan şey bir gaye için yaratılıyorsa hakkın var; amma gayeler pek çoktur. Binâenaleyh, bir gayeye nazaran abesiyet hissedilse bile, gayelerin mecmûuna nazaran ayn-ı hikmet ve ayn-ı adâlettir.
İ'lem 29
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! İnsanın san'atıyla Hàlık’ın san'atı arasındaki fark: İnsan kendi san'atının arkasında görünebilir, amma Hàlık’ın masnû'u arkasında yetmişbin perde vardır. Fakat, Hàlık’ın bütün masnûâtı def'aten bir nazarda görünebilirse, siyah perdeler ortadan kalkar, nurânîler kalır.
İ'lem 30
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Hayvanattan olsun, nebâtâttan olsun tevellüd ile tenâsül şümûlüne dâhil olan her ferd, vech-i arzı istilâ ve tasallut
