İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 206 / 235
206

İ'lem 3

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Duâlar üç kısımdır.

Birisi: İnsanın lisânıyla yaptığı kavlî duâlardır. Savt ve sadâlı hayvanatın, –meselâ– acıktıkları zaman kendi hususî lisânlarıyla çıkardıkları sadâlar dahi kavlî duâlardandır.

İkinci Kısım: Nebâtât, eşcârın, bilhassa bahar mevsiminde lisân-ı ihtiyaçla yaptıkları ihtiyacî duâlardır.

Üçüncüsü: Tahavvül, tekemmül şe'ninde olan şeylerin, lisân-ı isti'dat ile hissedilen isti'dâdî duâlarıdır. Evet, herşey Cenâb-ı Hakk’ı tesbih ettiği gibi lisânıyla, ihtiyacıyla, isti'dâdıyla dahi Allah’a duâ eder.

İ'lem 4

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Çekirdek ağaç olmazdan evvel, yumurta kuş olmazdan evvel, habbe başak vermezden evvel binlerce imkân ve ihtimaller içerisinde ve binlerce sûret ve şekillere girmek kàbiliyetinde iken; o eğri-büğrü ihtimaller, yollar içinden çekilip doğru ve müstakîm müntec bir şekle, bir vaziyete sevkedilmelerinden anlaşılır ki, o tohumlar, evvelce de Allâmü'l-Guyûb’un terbiye, tedvîr, tedbiri altında imişler. Sanki o tohumların herbirisi, kudret kitaplarından istinsah edilmiş küçük bir tezkeredir. Yâhut bir fihristedir, ilm-i ezelîden alınmıştır. Yâhut kader kitaplarından yazılmış bazı düsturlardır.

İ'lem 5

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Mü'min olan zât, mânâ-yı harfiyle, yani gayra bir hàdim ve bir âlet sıfatıyla kâinâta bakıyor. Kâfir ise, mânâ-yı ismiyle, yani müstakil bir “ağa” nazarıyla âleme bakıyor. Bu itibarla herbir masnû'da, iki cihet vardır. Bir ciheti, kendi zât ve sıfâtından ibarettir. Diğer ciheti, Sâni'a ve esmâ-i hüsnâdan kendisine olan tecelliyâta bakar.

İkinci cihetin dâiresi daha geniş ve meâlce daha kâmildir. Zîra, bir harf kendi zâtına bir harf mikdarı –o da bir vecihle– delâlet eder. Kâtibine çok vecihler ile delâlet eder. Ve kâtibini, bakanlara ta'rif ve tavsif eder.

Kezâlik, Kudret-i Ezelî kitabından olan bir masnû', kendi nefsine kendi cirmi kadar ve bir vecihle delâlet eder. Amma Nakkàş-ı Ezelîye pek çok vücûh ile delâlet eder. Ve kendisine tecellî eden esmâdan uzun bir kasideyi inşâd eder. Kavâid-i mukarreredendir ki: “Mânâ-yı harfî, kasdî hükümlere mahkûm-u aleyh olamaz. Ve o mânâ-yı harfînin inceliklerine tedkîkàt yapılamaz. Fakat mânâ-yı ismi, sâdık, kâzib her hükme mahal olur.” Bu sırra binâendir ki mânâ-yı ismiyle kâinâta bakan felâsifenin kitaplarında kâinâta ait hükümler, nefsü'l-emirde örümceğin nescinden zaîf ise de, zâhire göre daha muhkem görünüyor.

Ehl-i kelâm, felsefî mes'elelerde ve ulûm-u kevniyeye mânâ-yı harfiyle, istidlâl için tebeî bir nazar ile bakıyor. Hattâ şemsin sirâc olması,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.