İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 172 / 235
172

İ'lem 18

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Denizlerde vukû'a gelen med ve cezir gibi evliyâ arasında da bast-ı zaman, (Hâşiye) [^1] tayy-ı mekân mes'elesi şöhret bulmuştur. Ezcümle: Kitab-ı Yuvâkît’in rivâyetine göre, İmâm-ı Şa'rânî bir günde iki buçuk defa kocaman Fütûhât-ı Mekkiye nâmındaki büyük mecmuayı mütâlaa etmiştir. Bu gibi vukûât istiğrab ile inkâr edilmesin. Zîra, bu gibi garîb mes'eleleri tasdike yaklaştıran misâller pek çoktur. Meselâ: Rüyada bir saat zarfında bir senenin geçtiğini ve pek çok işler görüldüğünü görüyorsun. Eğer o saatte o işlere bedel Kur'ân okumuş olsa idin, birkaç hatim okumuş olurdun. Bu hâlet evliyâ için hâlet-i yakazada inkişaf eder. Zaman inbisat eder. Mes'ele rûhun dâiresine yaklaşır. Rûh zâten zamanla mukayyed değildir. Rûhu cismâniyetine gâlib olan evliyânın işleri, fiilleri, sür'at-i rûh mîzanıyla cereyan eder.

[^1]:(Hâşiye) Bast-ı zaman sırrıyla çok seneler hükmünde olan birkaç dakikalık zaman-ı Mi'râc, bu hakikatin vücûdunu isbât eder ve bilfiil vukû'unu gösteriyor. Mi'râc'ın birkaç saat müddeti, binler seneler hükmünde vüs'ati ve ihâtası ve uzunluğu vardır. Çünkü Mi'râc yoluyla bekà âlemine girdi. Bekà âleminin birkaç dakikası, bu dünyanın binler senesini tazammun etmiştir. Hem, bu hakikate binâen bazı evliyâ bir dakikada bir günlük işi görmüş. Bazıları, bir saatte bir senelik vazifesini yapmış. Bazıları, bir dakikada bir hatme-i Kur'âniyeyi okumuş oldukları gibi, Risale-i Nur'un te'lifinde de bu bast-ı zaman hakikati çok defa vukû'a gelmiş. Ezcümle: Ondokuzuncu Mektûb yüzelli sahifedir. Üçyüzden fazla mu'cizâtı, kitaplara müracaat edilmeden, ezber olarak dağ, bağ köşelerinde dört gün zarfında her gün üçer saat meşgul olmakla mecmûu oniki saatte te'lif edilmesi, Ramazan Risalesi kırk dakikada te'lif edilmesi, Yirmisekizinci Söz, yirmi dakikada te'lif edilmesi, bast-ı zamanın vukû'unu isbât etmiştir. ﴾ قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ ﴿ âyeti tayy-ı zamanı gösterdiği gibi ﴾ اِنَّ يَوْمًا عِنْدَ رَبِّكَ كَاَلْفِ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ ﴿ âyeti de bast-ı zamanı gösterir.

İ'lem 19

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Bir bürhân ile elde edilen netice-i tevhidi, bazı insanlar isti'zam ile dar zihinlerine sıkıştıramazlar. Veya bozuk hayâlleri tahammül edemez. Bu hâle karşı o kat'î, sahîh bürhânı reddetmek üzere: “Bu neticeyi, bu kadar azametiyle şu bürhân (onu) intac edemez” diye bahâneler ile kabûl etmez. O miskin bilmez mi ki, neticenin kayyûmu îmândır. Bürhân, ancak onu görmek için bir menfezdir. Veya bir süpürge gibi, o neticeye konan vehimleri süpürür. Maahazâ bürhân bir değildir, bin değildir, zerrât-ı âlem adedince bürhânlar vardır.

Fesübhânallâh! Mülk ile melekût arasındaki hicâb ne kadar incedir, aralarındaki mesâfe ne kadar büyüktür. Dünya ile âhiret arasındaki yol ne kadar kısa ve ne kadar uzundur. İlim ile cehil arasındaki hicâb ne kadar latîf ve ne kadar kalındır. Îmân ile küfür arasındaki berzah ne kadar şeffâf ve ne kadar kesiftir. İbâdetle ma'siyet arasındaki mesâfe ne kadar kısadır. Hâlbuki araları Cennet ile nâr’ın

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.