yardımlarından anlaşılır ki, o kulübeyi müştemilâtıyla beraber yaratan Hàlık’ın, o ah u enînleri işitir, şefkat ve merhamete gelir, hâcât ve âmâlin ne varsa taht-ı taahhüde alır. Zîra, sineğin kafasındaki o küçük küçük hüceyrâtın nidâlarına “Lebbeyk!” söyleyen o Sâni'-i Semi' ve Basîrin, senin duâlarını işitmemesi ve o duâlara müsbet cevablar vermemesi imkân ve ihtimali var mıdır?
Binâenaleyh, ey bu küçük hüceyrelerden mürekkeb ve “ene” ile tâbir edilen hüceyre-i kübrâ! O kulübeciğin küçüklüğüyle beraber, dolu olduğu hàrika icâdlarını gör, îmâna gel! Ve: “Yâ İlâhî! Yâ Rabbî! Yâ Hàlıkî! Yâ Musavvirî! Yâ Mâlikî ve yâ men lehü'l-mülkü velhamd! Senin mülkün ve emânetin ve vedîan olan şu kulübecikte misâfirim, mâlik değilim” de; o bâtıl temellük da'vâsından vazgeç! Çünkü o temellük da'vâsı, insanı pek elîm elemlere ma'rûz bırakır (∗) [^3] .
[^3]:(∗) (Mütercimin bir i'tizarı) Mesnevî-i Nuriye'nin Arabî asıl nüshasında bulunan ve yeri burası olan Sübhânallâh, Elhamdülillâh ve Allâhuekber'e dair çok kıymetli ve ehemmiyetli bir kısmı, üslûbunu ve fesâhatini muhâfaza edememek ve evrâd makamında okunabilen o hakikatleri Türkçeye çevirmekle, kıymet-i asliyesini haleldâr etmek endişesiyle tercüme etmedim. Kàri'lerden özür diler, rahmet ve hayır duâlarını beklerim. Mütercim Abdülmecîd
∗∗∗
Nükte
Nükte
Arkadaş! Îmân, bütün eşya arasında hakîki bir uhuvveti, irtibatı, ittisali ve ittihâd râbıtalarını te'sis eder.
Küfür ise, bürûdet gibi bütün eşyayı birbirinden ayrı gösterir ve birbirine ecnebî nazarıyla baktırır. Bunun içindir ki: Mü'minin rûhunda adâvet, kin, vahşet yoktur. En büyük bir düşmanıyla bir nev'i kardeşliği vardır. Kâfirin rûhunda hırs, adâvet olduğu gibi, nefsini iltizam ve nefsine i'timâdı vardır. Bu sırra binâendir ki, dünya hayatında bazen galebe kâfirlerde olur. Ve kezâ, kâfir, dünyada hasenâtının mükâfâtını “filcümle” görür. Mü'min ise, seyyiâtının cezasını görür.
Bunun için dünya, kâfire Cennet (yani âhirete nisbeten) mü'mine Cehennemdir (yani saâdet-i ebediyesine nisbeten). Yoksa, dünyada dahi mü'min yüz derece ziyâde mes'ûddur, denilmiştir.
Ve kezâ, îmân insanı ebediyete, Cennete lâyık bir cevhere kalbeder. Küfür ise, rûhu, kalbi söndürür, zulmetler içinde bırakır. Çünkü, îmân, kabuğunun içerisindeki lübbü gösterir. Küfür ise, lübb ile kabuğu tefrik etmez. Kabuğu aynen lübb bilir ve insanı cevherlik derecesinden kömür derecesine indirir.
