önündedir. O ömr-ü bâkîde göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fânî ömürde sa'y ve çalışmalarına bağlıdır. Senin o ömr-ü bâkîden hiç haberin yok. Ölüm sekerâtı uyandırmadan evvel uyan!
İ'lem 30
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Cenâb-ı Hakk’a ma'lûm ve mâruf ünvânıyla bakacak olursan, mechûl ve menkûr olur. Çünkü, bu ma'lûmiyet, örfî bir ülfet, taklidî bir sema'dır. Hakikati i'lâm edecek bir ifâde de değildir. Maahazâ, o ünvân ile fehme gelen mânâ, sıfât-ı mutlakayı beraberce alıp zihne ilkà edemez. Ancak, Zât-ı Akdesi mülâhaza için bir nev'i ünvândır. Amma Cenâb-ı Hakk’a mevcûd-u mechûl ünvânıyla bakılırsa, mârufiyet şuâları bir derece tebârüz eder. Ve kâinâtta tecellî eden sıfât-ı mutlaka-i muhîta ile, bu mevsufun o ünvândan tulû' etmesi ağır gelmez.
İ'lem 31
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Esmâ-i Hüsnânın herbirisi ötekileri icmâlen tazammun eder. (Ziyânın elvân-ı seb'ayı tazammun ettiği gibi). Ve kezâ, herbirisi ötekilere delil olduğu gibi, onların herbirisine de netice olur. Demek, Esmâ-i Hüsnâ, mir'ât ve âyine gibi birbirini gösteriyor. Binâenaleyh, neticeleri beraber mezkûr kıyâslar gibi veya delilleri beraber neticeler gibi okuması mümkündür. ∗∗∗
