inmeye başlar. Demek duâlara cevab veren Zât, bütün mahlûkata hâkimdir. Öyleyse, bütün mahlûkata dahi Hàlıktır.
Remz 05
Remz
Kardeşlerim! Nefsin en mühim bir hastalığı da şudur ki, küllü cüz'de, büyüğü küçükte görmek istiyor. Göremediği takdirde red ve inkâr eder. Meselâ: Küçük bir kabarcıkta, güneşin tamamıyla tecelliyâtını ister. Bunu göremediği için, o kabarcıktaki cilvenin güneşten olduğunu inkâr eder. Hâlbuki, şemsin vahdeti, tecelliyâtının da vahdetini istilzam etmez.
Ve kezâ, delâlet etmek tazammun etmeyi iktiza etmez. Meselâ: Kabarcıktaki güneşin cilvesi güneşin vücûduna delâlet eder, fakat güneşi tazammun edemez, yani içine alamaz. Ve kezâ, bir şeyi bir şeyle tavsif edenin o şeyle muttasıf olması lâzım gelmez. Meselâ, şeffâf bir zerre, şemsi tavsif eder, fakat şems olamaz. Bal arısı Sâni'-i Hakîmi vasıflandırır, amma Sâni' olamaz...
Remz 06
Remz
Arkadaş! Küfür yolunda yürümek, buzlar üzerinde yürümekten daha zahmetli ve daha tehlikelidir. Îmân yolu ise, suda, havada, ziyâda yürümek ve yüzmek gibi pek kolay ve zahmetsizdir. Meselâ: Bir insan, gövdesinin cihât-ı sittesini güneşlendirmek istediği zaman, ya bir Mevlevî gibi dönerek gövdesinin her tarafını güneşe karşı getirir veya güneşi o mesâfe-i baîdeden celb ile gövdesinin etrafında döndürecektir. Birinci şık, tevhidin kolaylığına misâldir. İkincisi de, küfrün zahmetlerine misâldir.
Suâl: Şirk bu kadar zahmetli olduğu hâlde ne için kâfirler kabûl ediyorlar?
Cevab: Kasden ve bizzat kimse küfrü kabûl etmez. Yalnız şirk hevâ-i nefislerine yapışır. Onlar da içine düşer; mülevves, pis olurlar. Ondan çıkması müşkülleşir. Îmân ise, kasden ve bizzat takib ve kabûl edilmekle kalbin içine bırakılır.
Remz 07
Remz
Arkadaş! Bir kelime-i vâhidenin işitilmesinde, bir adam, bin adam birdir. Yaratılış hususunda da –Kudret-i Ezeliyeye nisbeten– bir şey, bin şey birdir. Nev' ile ferd arasında fark yoktur.
