İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 62 / 235
62

Öteki hayvanlar ise, vesâiti bilmiyorlar ve esbâba o kadar kıymet vermiyorlar. Meselâ: Kedi seni sever, tazarru eder. Senden ihsânı alıncaya kadar. İhsânı aldıktan sonra öyle bir tavır alır ki, sanki aranızda muârefe yokmuş ve kendilerinde sana karşı şükrân hissi de yoktur. Ancak Mün'im-i Hakîkiye şükrân hisleri vardır. Çünkü, fıtratları Sâni'i bilir ve lisân-ı hâlleriyle ibâdetini yaparlar. Şuûr olsun, olmasın...

Evet kedinin “mır-mır”ları “Yâ Rahîm! Yâ Rahîm! Yâ Rahîm!” dir. ∗∗∗

Nükte

Nükte

Yine gördüm ki: Eğer herşey Cenâb-ı Hakk’a isnâd edilmezse, bir ân-ı vâhidde, gayr-ı mütenâhî ilâhların isbâtı lâzım gelir. Ve bütün zerrât-ı kâinâttan daha çok olan şu ilâhların herbirisi, bütün ilâhlara hem zıd, hem misil olması lâzım geliyor. Ve aynı zamanda, herbirisi, bütün kâinâta elini uzatmış tasarrufâtta bulunuyor gibi bir vaziyet alması lâzım gelir. Meselâ: Bal arısının bir ferdini yaratan bir kudretin hükmü, bütün kâinâta cârî ve nâfiz olması lâzımdır. Zîra, o bal arısı kâinâtın unsurlarına nümûnedir, eczâsını kâinâttan alıyor. Hâlbuki, vücûd sahasında mahal ve makam, yalnız ve yalnız Vâcibü'l-Ehada mahsûstur. Eğer eşya kendi nefislerine isnâd edilirse, herbir zerreye bir ulûhiyet lâzımdır. Meselâ, Ayasofya’nın bânîsi inkâr edildiği takdirde, herbir taşı bir Mimar Sinan olması lâzım geliyor. Öyle ise, kâinâtın Sâni'a olan delâleti, kendi nefsine olan delâletinden daha vâzıh, daha zâhir, daha evlâdır.

Öyle ise, kâinâtın inkârı mümkün olsa bile, Sâni'in inkârı mümkün değildir. ∗∗∗

Nokta

Nokta

Gafletten neş'et eden dalâlet, pek garîb ve acibdir. Mukàreneti illiyete kalbeder. İki şey arasında bir mukàrenet olursa, yani dâima beraber vücûda gelirlerse, birisinin ötekisine illet gösterilmesi o dalâletin şe'nindendir. Hâlbuki, devamlı mukàrenet, illiyete delil olamaz. ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.