Remz 08
Remz
Arkadaş! Bütün zamanlarda, bütün insanların maddî ve manevî ihtiyaçlarını te'min için nâzil olan Kur'ânın hàrikulâde hâiz olduğu câmiiyet ve vüs'at ile beraber, tabakàt-ı beşerin hissiyatına yaptığı mürâat ve okşamalar, bilhassa en büyük tabakayı teşkil eden avâm-ı nâsın fehmini okşayarak, tevcîh-i hitâb esnâsında yaptığı tenezzülât, Kur'ânın kemâl-i belâğatına delil ve bâhir bir bürhân olduğu hâlde, hasta olan nefislerin dalâletine sebeb olmuştur. Çünkü, zamanların ihtiyaçları mütehâliftir. İnsanlar fikirce, hisçe, zekâca, gabâvetçe bir değildir. Kur'ân mürşiddir. İrşad umumî oluyor. Bunun için, Kur'ânın ifâdeleri zamanların ihtiyaçlarına, makamların iktizasına, muhâtabların vaziyetlerine göre ayrı ayrı olmuştur. Hakikat-i hâl bu merkezde iken, en yüksek, en güzel ifâde çeşitlerini Kur'ânın herbir ifâdesinde aramak hatâ olduğu gibi; muhâtabın hissine, fehmine uygun olan bir üslûbun mîzan ve mirsâdıyla, mütekellime bakan elbette dalâlete düşer.
Remz 09
Remz
Arkadaş! Dünyanın üç vechi vardır:
Birisi: Âhirete bakar. Çünkü onun mezraasıdır.
İkincisi: Esmâ-i Hüsnâ’ya bakar. Çünkü onların mekteb ve tezgâhlarıdır.
Üçüncüsü: Kasden ve bizzat kendi kendine bakar. Bu vecihle insanların hevesâtına, keyiflerine ve bu fânî hayatın tekâlifine medâr olur.
Nur-u îmânla dünyanın evvelki iki vechine bakmak, manevî bir Cennet gibi olur. Üçüncü vecih ise, dünyanın fenâ yüzüdür ki zâtî ve ehemmiyetli bir kıymeti yoktur...
Remz 10
Remz
Arkadaş! İnsanın vücûdu, bedeni, emvâl-i mîriyeden bir neferin elinde bulunan bir hayvan gibidir. O nefer, o hayvanı beslemeye ve hizmetine mükellef olduğu gibi insan da o vücûdu beslemeye mükelleftir.
Azîz kardeşlerim! Burada bana bu sözü söylettiren, nefsimle olan bir münâkaşamdır. Şöyle ki:
Mehâsiniyle mağrûr olan nefsime dedim ki:
— Sen bir şeye mâlik değilsin, nedir bu gururun?
