İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 160 / 235
160

düşünmekle ümîdvâr olur. Âhiret için lâzım olan a'mâl külfetine gelince, gaflet veya teğâfül ile ondan da kendisini kurtarır. Ölmüş olanların hayatta olmadıklarını düşünmüyor. Ancak, sefere gidenler gibi, görünmüyorlarsa da hayattadırlar, diye zanneder. Ve ölüme o kadar ehemmiyet vermiyor. Bazı dünyevî işlerini ebedîleştirmek için şöyle bir desîsesi de vardır ki: “Matlûblarımın dünyada semereleri olmasa da esâsları âhiret ile muttasıl ve âhirette faydaları vardır” diye mütesellî oluyor. Meselâ: İlim gibi, “Dünyada menfaati olmasa bile âhirette fâidesi vardır” diye iyi ciheti göstermekle, kötü ciheti –altında– yutturur.

Hülâsa: Nefis, devekuşu gibidir. Şeytan sofestâi, hevâ da bektâşîdir.

İ'lem 10

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Halk-ı eşya hakkında “Mûcibe-i Külliye” sâdık olmadığı takdirde “Sâlibe-i Külliye” sâdık olur. Yani ya bütün eşyanın Hàlık’ı Allah’tır veya Allah hiçbir şeyin Hàlık’ı değildir. Çünkü, eşyanın arasında muntazam tesânüd ile halk ve yaratmak, tecezzîyi kabûl etmez bir külldür, ba'zıyet yoktur. Ya mûcibe-i külliye olacaktır veya sâlibe-i külliye olacaktır. Başka ihtimal yok. Herşeyde illetin ademini tevehhüm eden vehmin vâhî hükmünde bir kıymet yok. Binâenaleyh, ednâ bir şeyde Hàlıkıyet eseri göründüğü zaman bütün eşyada tahakkuk eder.

Ve kezâ, Hàlık ya birdir veya gayr-ı mütenâhîdir, evsat yoktur. Zîra, Sâni', vâhid-i hakîki olmazsa, kesîr-i hakîki olacaktır. Kesîr-i hakîki ise, gayr-ı mütenâhîdir.

Maahazâ, nuru neşredenin nursuz, icâd edenin vücûdsuz, icâb ettirenin vücûbsuz olması muhâldir.

Ve kezâ, ilim sıfatını ihsân edenin ilimsiz, şuûru ihsân edenin şuûrsuz, ihtiyarı verenin ihtiyarsız, irâdeyi verenin irâdesiz, kâmil şeylerin sâni'i gayr-ı kâmil olduğunu telâkki etmek muhâldir.

Ve kezâ, ‘ayn’ı tersîm, ‘basar’ı tasvir ve ‘nazar’ı tenvir edenin basarsız olduğunu düşünmek, ancak basar ve basîretten mahrum olan adamın işidir. Maahazâ, masnû'daki kemâlât, tamamen Sâni'deki kemâlden akan bir feyizdir. Fakat, kuşlardan yalnız sineği gören, tanıyan bir mikrop, kartalı gördüğü zaman, “Bu kuş değildir” der. Çünkü, sinekteki şeyler onda yoktur.

İ'lem 11

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Nefs-i nâtıkanın en yüksek matlûbu devam ve bekàdır. Hattâ vehmî bir devam ile kendisini aldatmazsa, hiçbir lezzet alamaz. Öyle ise, ey devamı isteyen nefis! Dâimî olan bir zâtın zikrine devam eyle ki, devam bulasın. O’ndan nur al ki sönmeyesin. O’nun cevherine sadef ve zarf ol ki, kıymetli olasın. O’nun nesîm-i zikrine beden ol ki, hayatdâr olasın. Esmâ-i İlâhiyeden birisinin hayt-ı şuâıyla temessük et ki, adem deryâsına düşmeyesin.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.