İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 79 / 235
79

hâcâtına dar gelmeyen efkârları olduğu hâlde, onları bırakıp, heveskârâne yeni ictihâdlar yapmak bid'atkârâne bir hıyânettir.

Üçüncüsü: Her zamanın insanlarınca, kıymetli addedilerek efkârı celbeden câzibedâr bir metâ' merğûbdur. Meselâ: Bu zamanda en rağbetli, en iftiharlı, siyasetle iştigâl ve dünya hayatını te'min etmektir. Selef-i sâlihîn asrında ve o zaman çarşısında en merğûb metâ', Hàlık-ı semâvât ve arzın marziyâtlarını ve bizden arzularını kelâmından istinbat etmek ve nur-u Nübüvvet ve Kur'ân ile kapatılmayacak derecede açılan âhiret âlemindeki saâdet-i ebediyeyi kazandırmak ve vesâilini elde etmek idi. Bu itibarla, o zamanlarda bütün fikirler, kalbler, rûhlar marziyât-ı İlâhiyeyi bilmek ve öğrenmeye müteveccih idi. Bunun için, isti'dat ve iktidarı olanlar o zamanlarda vukû'a gelen bütün ahvâl ve vukûât ve muhâverâttan ders almakla, ictihâdlara zemin teşkil eden yüksek isti'datlar vücûda gelirdi.

Şimdi ise, fikir ve kalblerin teşettütü, inâyet ve himmetlerin za'fiyeti, insanların siyaset ve felsefeye iptilâ ve rağbetleri yüzünden bütün isti'datlar fünûn-u hâzıra ve hayat-ı dünyeviyeye müteveccihtir. Ahkâm-ı diniyeye sarfedilecek müstakîm bir ictihâd yoktur.

Dördüncüsü: İctihâd kapısından İslâmiyete girip mesâilini genişlendirmeye meyleden adamın maksadı, zarûriyâta imtisal ile takvâ ve kemâle mazhariyet ise güzeldir. Amma zarûriyâtı terk ve hayat-ı dünyeviyeyi, hayat-ı uhreviyeye tercih eden adam ise, onun ictihâda meyli, meylü't-tahribdir. Tekliften çıkıp kaçmak için bir yol bulmaktır.

Beşincisi: Herşeyin, her hükmün vücûda gelmesi bir illete binâen olduğu gibi, bir maslahata dahi tâbidir. Fakat maslahat illet değildir. Ancak tercih edici bir hikmettir. Bu zamanın efkârı, bizzat saâdet-i dünyaya müteveccihtir. Şerîatın nazarı ise, bizzat saâdet-i uhreviyeye müteveccih olup, bittabi dünyaya da nâzırdır. Çünkü, dünya âhirete vesiledir.

Umumî bir beliye olan ve nâsın ona mübtelâ olduğu çok işler vardır ki zarûriyâttan olmuştur. O gibi işler sû-i ihtiyar ile gayr-ı meşrû meyillerden doğmuş olduklarından, mahzuratı ibaha eden zarûriyâttan değildir. Ve ruhsat ve müsâade-i şer'iyenin şümûlüne dâhil olamazlar. Meselâ: Bir adam sû-i ihtiyarıyla haram bir tarzda kendini sarhoş etse, hâl-i sekirde yaptığı tasarrufâtta mâzûr olamaz. Bu zamanda bu gibi ictihâdlar, semâvî değil ancak arzî ictihâdlardır. Bu gibi ictihâdlar ile Hàlık-ı semâvât ve arzın hükümlerinde yapılan tasarrufât merduttur.

Meselâ: Bazı gâfiller, hutbenin Türkçe okunmasını istihsân ediyorlar ki, halkın bilhassa siyâsî ahvâlden haberleri olsun. Hâlbuki bu gibi ahvâl-i siyâsiye yalandan, hileden, şeytânî fikirlerden hàlî değildir. Hutbe makamı ise, ahkâm-ı İlâhiyenin tebliği için ittihàz edilmiş bir makamdır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.