İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 53 / 235
53

Rabb-i Vâcibü'l-Vücûd lâzım ve zarûrî olduğuna şehâdet ettiklerini, kâinât اَللهُ لااِلٰهَاِلَّاهُوَ ile ta'lim ve i'lâm ediyor.

Ve kezâ, bütün envâ'ın cüz'iyâtında bir tasarruf var. Bu tasarruf, fâideli iş ve maslahatlar içindir. Ve nebâtât ve hayvanatta bir tebeddül ve tahavvül var. Bu da pek çok menfaatler içindir. Küre-i arzda gece ve gündüz cihetiyle bir tağyîr var. Bu dahi büyük büyük gayeler içindir. Kâinâtta hükümfermâ olan nizâm ve intizamla beraber, fa'âliyet hususunda elvân-ı seb'a gibi tebârüz eden şu hakikatler, bilbedâhe bir mutasarrıf-ı hakîm, kadîr, fâil-i muhtar gibi bütün evsâf-ı kemâliye ile muttasıf bir Hàlık’ın vücûb-u vücûduna yaptıkları delâleti, kâinât اَللهُ لااِلٰهَاِلَّاهُوَ ile tebliğ ediyor.

Ve kezâ, kâinâtın ihtiva ettiği bütün envâ' ve eczâ ve zerrâtı istilâ eden hudûs, bir Muhdis ve bir Mûcidi iktiza eder.

Ve kezâ, kâinât bütün eczâsıyla beraber gayr-ı mütenâhî eşkâl ve vaziyetlere kàbiliyeti, ihtimali, imkânı varken bu şekl-i hâzıra girmesi, elbette bir Hàlık-ı Vâcibü'l-Vücûdun ihtiyar, irâde ve tercihiyle olmuştur.

Ve kezâ, büyük bir fakr u ihtiyaçta bulunan kâinâtın envâ' ve eczâsına lâzım olan işlerini, hâcetlerini evkàt-ı münâsibde مِنْ حَيْثُ لاَ يَحْتَسِبُ

îfâ ve is'âf etmek, bir Rezzâk-ı Kerîm’in vücûb-u vücûduna delâlet eder.

Ve kezâ, kâinât, umumî ve hususî, maddî ve manevî pek büyük ihtiyaçlar içindedir. Gerek vücûduna ve gerek bekàsına lâzım şeyleri, işleri görmekten âcizdir. Bu gibi matlûblarının şuûru olmaksızın yerine getirilmesi, elbette Rahmân-ı Rahîm ve Vâcibü'l-Vücûd bir Sâni'-i Hakîm tarafındandır.

Ve kezâ, kevn ve vücûdda, imkân, kesret, infiâl mertebeleri vardır. İmkân mertebesi, vücûb mertebesine bakar ve onu istilzam eder. Kesret mertebesi, vahdet mertebesine nâzırdır, onu iktiza eder. İnfiâl mertebesi, fâiliyet mertebesine mütevakkıftır. Bu mertebeler arasındaki istilzam bizzarûre vâcib, vâhid, fa'âl bir Hàlık’ı iktiza ve istilzam eder.

Ve kezâ, bakıyoruz ki, kâinâtta herhangi bir şey, hadd-i kemâle vâsıl olmayınca hareket etmekten durmuyor, kemâline vâsıl olduğu zaman hareketi terk edip sükûnda oturur. Bundan anlaşılıyor ki, vücûd kemâli ister, kemâl de sübûtu iktiza eder. Öyle ise, vücûdun vücûdu, kemâl iledir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.