İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 34 / 235
34

Ve kezâ, icraatından, fa'âliyetinden anlaşılan pek hàrika bir ihtişam içinde bir saltanatı varken, milletinin ictimâ'ları için yalnız dar bir misâfirhâne yapılmış; dâimî olarak milleti istiâb edemez, dâima dolar boşalır. Ve bir imtihan meydânı var; her vakit değişir, tebeddül eder. Ve sultanın bazı âsâr-ı san'atına ve ihsânatına bazı nümûneler göstermek için meclisleri var; zaman zaman tahavvül eder. Bu vaziyet, bu dar menzil ve meydân ve meşherden sonra dâimî bir menzil, sâbit saraylar, açık hazineler bulunup ve sâkinleri sâbit ve dâimî kalacaklarına bilbedâhe delâlet eder.

Ve kezâ, dikkat sâhibi bir sultan ki, milletinin bütün a'mâllerini, ef'âllerini, hizmetlerini, hâcetlerini tamamıyla yazar ve yazdırır ve mülkünde cereyan eden herbir hâdise ve herbir vâkıanın sûretlerini, fotoğraflarını alıp tesbit ve hıfz ederse, elbette bu vaziyet, bir muhâsebenin, bir muhâkemenin, bir mükâfât ve mücâzâtın vukû'a geleceğine kat'î bir sûrette delâlet eder.

Ve kezâ, mükâfât ve mücâzât hakkında tekrar ile pek çok va'dleri ve tehdidleri olursa ve o va'd ü vaîd edilen şeyler kudretine ağır gelmezse ve o şeyler raiyeti için pek ehemmiyetli olursa, elbette söz verdiği şeylerde hilâf olmayacaktır. Çünkü hulfü'l-va'd kudretin izzetine zıttır.

Ve kezâ, hadd-i tevâtüre bâliğ olan muhbirlerin ittifak ve icmâlarına göre, o muhteşem ve azîm saltanatın medârı ve cevelângâhı ancak âhiret memleketidir. Bu küçük menziller, meydânlar o azamete dâimî bir mekân olamaz. Çünkü, bu gibi zâil, mütebeddil şeyler, o müstakırr saltanata makarr olamaz.

Evet, o sultan şu küçük menzilde ve meydânda çok şeyleri, ictimâ'ları, iftirakları gösteriyor. Fakat, bizzat maksad o şeyler değildir. Ancak âhiretin meydân-ı ekberinde vukû'a gelecek hâllerin, emirlerin nümûnelerini göstermektir. Çünkü, o mahşer-i azîmde yapılacak muâmeleler, bu küçücük nümûnelere göre cereyan edecektir. Demek bu menzilde gösterilen fânî, zâil hâller, o âlemde bâkî ve dâimî semereler verecektir.

Evet, o sultanın şu fânî menzillerde ve korkunç meydânlarda gösterdiği hikmet, inâyet, adâlet, rahmet ve şefkatin fevkınde bir derecenin tasavvuru imkân haricidir. Elbette bu kadar yüksek ve geniş hàrika san'atlar, dâimî mekânları, sâbit meskenleri ve zevâlsiz sâkinleri isterler ki, o büyük hikmet ve adâletin hakikatlerine mazhar olsunlar. Ve illâ, şu görünen hikmet, inâyet ve merhametin inkârı lâzım gelir. Ve aynı zamanda, bu kadar hikmetinden ve inâyetinden zuhûr eden fiiller sâhibinin –hâşâ!– zâlim, gaddâr, sefîh olduğuna zehâb edilir. Bu ise, inkılâb-ı hakàikı istilzam eder.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.