İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 35 / 235
35

Ve kezâ, şu muvakkat menzillerin saltanat-ı dâimeye makarr olacak bir şekle gireceğine pek çok deliller, bürhânlar vardır. Maahazâ, bu âlemi icâd edip öteki âlemi icâd etmemek ve bu kâinâtı vücûda getirip öteki kâinâtı getirmemek, bu dünyayı yaratıp öteki dünyayı yaratmamak imkânı yoktur. Çünkü, Rubûbiyetin saltanatı mükâfât ve mücâzâtı ister.

Ve kezâ, Sâni'-i Âlemin herşeyi içine almış ve herşeyi istilâ ve istiâb etmiş bir rahmet-i vâsiası vardır. Vâlidelerin, hattâ bir cihette nebâtâtın evlâdına olan şefkatleri ve küçük, zaîf yavrularının sühûlet-i rızkları, o rahmet deryâsından bir katredir. O bahr-i rahmetin azametiyle, şu fânî dünyada, bu kısa ömürde, şu kadar zahmet ve belâlarla karışık, zâil ve gayr-ı sâbit olan şu ni'metler; ve ebedî bekàyı isteyen insanlar arasında münâsebet yoktur. Ve aynı zamanda, iâde edilmemek üzere zevâl, ni'meti nıkmete, şefkati zahmete, muhabbeti musîbete ve lezzeti eleme ve rahmeti zıddına kalbeder...

Ve kezâ, âlemde görünen tasarrufâttan anlaşılıyor ki, Sâni'-i Âlemin pek yüksek, celâlli, izzetli bir haysiyeti vardır ki, ubûdiyetle Sâni'i ta'zîm etmeyenlerin veya istihfaf edenlerin te'diblerini, te'hir ve imhâl etse bile, ihmal etmez.

Ve kezâ, o sultanın emirlerini, nehiylerini kıymetsiz görüp îmân ile imtisal etmeyenler ve ibâdetle kendilerini sevdirmeyenler ve şükrân ile hürmette bulunmayanlar için rubûbiyetin ebedî karargâhında elbette bir dâr-ı mükâfât ve mücâzât olacaktır.

Ve kezâ, bütün mahlûkatta görünen hüsn-ü san'atlar, intizamlar ve ihtimamlardan ve herşeyde takib edilmekte olan maslahat ve fâidelerden anlaşılıyor ki; kâinât taht-ı tasarrufunda bulunan Sâni'-i Zülcelâl’de pek büyük bir hikmet-i âmme vardır ki, itâat ile ilticâ edenlerin büyük taltif ve in'âmlara mazhar olacakları o hikmet-i âmmenin iktizasındandır.

Ve kezâ, görünüyor ki, herşey lâyık mevkiine vaz' ediliyor. Ve her hak, hak sâhibine veriliyor. Ve her ihtiyaç sâhibinin hâceti, istediği gibi yapılır. Ve her suâl edenlerin matlûbları –bilhassa isti'dat lisânıyla veya ihtiyac-ı fıtrî lisânıyla veya ıztırar ve zarûret lisânıyla olsun– cevablandırılıyor. Böyle eserleri görünen bir adâlete bir mahkeme-i kübrâ lâzımdır ki, rubûbiyetin hâkimiyetiyle hukuk-u ibâd muhâfaza edilsin. Çünkü, fânî olan şu dünya menzili, o büyük adâlet-i hakîkiyeye mazhar olamaz. Öyle ise, o büyük Sultan-ı Âdil için bir Cennet-i bâkiye, bir Cehennem-i dâime lâzımdır.

Ve kezâ, görünüyor ki, bu âlemin sâhibi –yaptığı şu kadar fiillerin delâletiyle– hàrika bir sehàvete sâhib olduğu gibi, nur ve ziyâ ile dolu güneşler ve meyve ve semereler ile hâmile eşcâr ve ağaçlar misillû pek çok

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.