İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 49 / 235
49

olduğunu اَللهُ لااِلٰهَاِلَّاهُوَ ile izhâr ediyorlar.

Ve kezâ, terkîb ve mürekkebâtta görünen intizam, o mürekkebâttaki her zerrenin, lâyık mevziine konulmasıyla hâsıl olmuştur. Binâenaleyh, o zerreleri, aralarındaki münâsebetler bozulmamak şartıyla, lâyık mevkilerine koyabilmek, ancak bütün o mürekkebâtı yaratabilecek bir kudret sâhibine hàstır.

İşte, zerrâttaki intizam ve şu vaziyetin lisânıyla Allâhuekber diyerek, اَللهُ لااِلٰهَاِلَّاهُوَ yu okur.

Ve kezâ, bir nev'iden bir ferdin, bütün efrâddan imtiyazını te'min edecek teşahhus ve taayyününün kalem-i kudretle yazılması, bütün nev'-i beşerin, meselâ, efrâdının nazar-ı kudrette meşhûd ve melhûz olduğunu istilzam eder. Çünkü, bir ferd, alâmet-i fârikası cihetiyle bütün efrâda muhâlif olacaktır. Eğer bütün efrâd hazır bulunmazsa, taayyünlerinde, alâmâtlarında muhâlefetin bulunmaması ihtimali vardır. Bu ihtimal ise bâtıldır. Öyle, ise bir ferdin Hàlık’ı bir nev'in Hàlık’ı olacaktır.

Ve kezâ, bir nev'e Hàlık olabilmek, cinse de Hàlık olabilmeye mütevakkıftır. En nihâyet iş اَللهُ لااِلٰهَاِلَّاهُوَ da nihâyet bulur...

Ve kezâ, hilkat ve yaratılışın Vâcibü'l-Vücûd’a isnâd edilmesini, nazarları çok kısa olanlar, baîd, garîb, külfetli olduğunu tevehhüm etmekle inkârına zehâb ediyorlar. Hâlbuki, esbâba isnâd edilir ise onların tevehhüm ettikleri bu'd, garâbet, külfet kat kat muzâaf olarak hakikate inkılâb eder. Çünkü, vâcibe daha kolay olur. Meselâ, bir adamdan birkaç şeyin sudûru, birkaç adamdan bir şeyin sudûrundan daha ehvendir. Meselâ, bal arısının hilkati, kudret-i İlâhiyeye isnâd edilmezse nihâyetsiz müşkülât olur.

Maahazâ, vâhidin kesrete yaptığı vaziyet ve maslahatı, kesret çok meşakkatlerden sonra yapabilir. Meselâ, bir kumandanın pek çok neferlere verdiği intizam vaziyeti, o neferlere verilse sühûletle yapamazlar. Demek Hàlık-ı Vâhide yapılan isnâdda, zâhiren bu'd ve garâbet varsa da esbâb ve kesrete edilen isnâdda muzâaf olarak müteselsil muhâller vardır. Şöyle ki:

Herbir zerrede, Vâcibü'l-Vücûdun sıfatlarını farzetmek lâzım geliyor. Çünkü, nakıştaki kemâl, san'attaki hüsün, o sıfatları ister. Hem şirketi kabûl etmeyen vücûb hakkında, gayr-ı mütenâhî şerîklerin farzı lâzımdır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.