İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 143 / 235
143

Latîf, nâzik su, incimâd emrini aldığı vakit, öyle şiddetli bir şevkle o emre imtisal eder ki, demiri şakk eder, parçalar. Demek bürûdet ve tahte's-sıfır soğuğun lisânıyla, ağzı kapalı demir kaptaki suya “Genişlen!” emr-i Rabbânîsi tebliğ edilince, şiddet-i şevkle kabını parçalar. Demiri bozar, kendisi buz olur. Ve hâkezâ, herşeyi buna kıyâs et ki, güneşlerin deverânından ve seyr ü seyahatlerinden tut, tâ zerrelerin mevlevî gibi devir etmelerine ve dönmelerine ve ihtizâzlarına kadar kâinâttaki bütün sa'y ü hareket kanun-u kader-i İlâhî üzerine cereyan ediyor. Ve dest-i kudret-i İlâhîden sudûr eden ve irâde ve emir ve ilmi tazammun eden emr-i tekvîniyle zuhûr eder. Hattâ herbir zerre, herbir mevcûd, herbir zîhayat, bir nefer askere benzer ki, orduda muhtelif dâirelerde, o neferin ayrı ayrı nisbetleri, vazifeleri olduğu gibi; herbir zerre, herbir zîhayatın dahi öyledir.

Meselâ: Senin gözünde bir zerre, gözün hüceyresinde ve gözde ve a'sâb-ı vechiyede ve bedenin şerâyin tâbir edilen damarlarında, birer nisbeti ve o nisbete göre birer vazifesi ve o vazifeye göre birer fâidesi vardır. Ve hâkezâ herşeyi ona kıyâs et. Buna binâen herbir şey, bir Kadîr-i Ezelînin vücûb-u vücûduna iki cihetle şehâdet eder.

Biri: Tâkatinin binler derece fevkınde vazifeleri görmekteki acz-i mutlak lisânıyla o Kadîrin vücûduna şehâdet eder.

İkincisi: Herbir şey, nizâm-ı âlemi teşkil eden düsturlara ve muvâzene-i mevcûdâtı idâme eden kanunlara tatbik-i hareket etmekle o Alîm-i Kadîre şehâdet eder.

Çünkü, zerre gibi bir câmid, arı gibi küçük bir hayvan, Kitab-ı Mübînin mühim ve ince mes'eleleri olan nizâm ve mîzanı bilemez. Câmid bir zerre ve arı gibi küçük bir hayvan nerede? Semâvât tabakalarını bir defter sahifesi gibi açıp, kapayıp toplayan Zât-ı Zülcelâl’in elindeki Kitab-ı Mübînin mühim ince mes'elelerini okumak nerede? Eğer sen divânelik edip, zerrede o kitabın ince hurûfâtını okuyacak kadar bir göz bulunduğunu tevehhüm etsen, o vakit o zerrenin şehâdetini redde çalışabilirsin. Evet Fâtır-ı Hakîm, Kitab-ı Mübînin düsturlarını gayet güzel bir sûrette ve muhtasar bir tarzda ve hàs bir lezzette ve mahsûs bir ihtiyaçta icmâl edip derceder. Herşey öyle hàs bir lezzet ve mahsûs bir ihtiyaç ile amel etse, o Kitab-ı Mübînin düsturlarını bilmeyerek imtisal eder.

Meselâ: Hortumlu sivrisinek dünyaya geldiği dakikada hânesinden çıkar. Durmayarak insanın yüzüne hücum eder. Uzun asâsıyla vurur, âb-ı hayat fışkırtır, içer. Hücumdan kaçmakta erkân-ı harb gibi mehâret gösterir. Acaba bu küçük, tecrübesiz, yeni dünyaya gelen mahlûka bu san'atı ve bu fenn-i harbi ve su çıkarmak san'atını kim öğretmiş? Ve nereden öğrenmiş? Ben, yani bu bîçâre Said itiraf

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.