İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 126 / 235
126

İkinci kelimenin muhâlâtı:

1– İnsanın me'hazi, yani insanı teşkil eden maddeler, eczâhânelerde bulunan ağızları mühürlü, ayrı ayrı, çeşit çeşit mütebâyin ilâçlar gibi maddelerdir. Hiç kimsenin eli dokunmaksızın ihtiyaç nisbetinde kemâl-i intizam ve muvâzene ile o ilâçların şişelerden kendi kendine çıkıp hayatî bir mâcun vaziyetine gelmesi mümkün ise, insanın da sâni'siz esbâb ve mevâdd-ı câmideden sudûru mümkündür diyebilir.

2– Bir şeyin kemâl-i intizam ile gayr-ı mahdûd, kör, sağır, câmid, şuûrsuz esbâbdan sudûrunun muhâliyeti nisbetinde sâni'siz insanın da o maddelerden yapılması muhâldir. Maahazâ, maddî esbâbın yalnız zâhire taalluku vardır. Bâtındaki latîf, ince, garîb nakışlara, san'atlara nüfûzu yoktur.

3– O kelimenin iktizasına göre kemâl-i ittifak ve intizam ile ihtiyacât nisbetinde gayr-ı mahsur esbâbın bir cüz'de, bir hüceyrede ictimâ'ları lâzım gelir. Bu ictimâ', âlemin eczâ ve erkânının azametiyle beraber senin elinin içine girip ictimâ' etmeleri demektir.

Çünkü, insanın ustası esbâb olduğu takdirde, âlemin bütün eczâ ve erkânı insanla alâkadar olduğuna nazaran, insanın yapılışında âmil ve usta olmaları lâzım gelir. Bir usta yaptığı şeyin içerisinde bulunduktan sonra yapar. O hâlde, insanın bir hüceyresinde âlemin eczâsı ictimâ' edebilir. Bu öyle bir muhâldir ki, muhâllerin en mümteni'idir.

Üçüncü kelimenin muhâl ve butlânı ise:

Evet, tabiatın iki ciheti vardır. Biri zâhiridir ki, ehl-i gaflet ve dalâletçe hakikat zannedilmiştir. Diğeri bâtınıdır ki, San'at-ı İlâhiye ve sıbğa-i Rahmâniyedir. Tabiata ilâveten iddia edilen kuvvet ise, Hàlık-ı Hakîm-i Alîm’in cilve-i kudretidir. Ehl-i gafletin sâni' olarak telâkki ettikleri tabiata, cenâh olarak yapıştırdıkları kör tesâdüf ve ittifak ise, dalâletten neş'et eden ıztırar neticesinde şeytanların ihtirâ' ettikleri hezeyanlardır. Çünkü, müteaddid eserlerimde kat'î bir sûrette isbât edildiği gibi, hàrikaların hàrikası olan şu san'at, ancak ve ancak bütün evsâf-ı kemâliye ile muttasıf bir Habîr-i Basîrin yed-i kudretinden çıkmamış ise, şu kesif, câmid, mukayyet, miskin, mümkinin eliyle mi şu kâinâta giydirilen gömlek yapılmıştır? Yoksa âlemlere giydirilen şu güzel teşekkülleri, nakışları baûda veya kaplumbağa mı yapmıştır? Hâşâ, sümme hâşâ!..

Evet, insanda, herşeyde Sâni'-i Ezelînin masnû'u olduklarına mevcûdâtın adedince şâhidler vardır. Meselâ:

1– Kâinâttır. Evet kâinâtın ihtiva ettiği bütün zerrât ve mürekkebâtın herbirisi ellibeş lisânla şehâdet etmektedir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.