dağıtacak bir nur ve bir erzâk lâzımdır. Güvendiğimiz akıl ve ilimden ümîd yok. Ancak Kur'ânın güneşinden, Rahmânın hazinesinden tedârik edilebilir. Eğer bizleri bu seferden geri bırakacak bir çareniz varsa, pekâlâ. Ve illâ sükût ediniz. Kur'ânı dinleyelim, bakalım ne emrediyor:
﴿ فَلاَ تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَلاَيَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ﴾
Hülâsa: Ayık olan sana tâbi olmaz. Ancak siyaset şarabıyla veya şöhret hırsıyla veya rikkat-i cinsiye ile veya felsefenin dalâletiyle veya medeniyetin sefâhetiyle sarhoş olanlar senin meşreb ve mesleğine tâbi olurlar. Fakat insanın başına indirilen darbeler ve yüzüne vurulan tokatlar, onun sarhoşluğunu izâle ile ayıltacaktır.
Ve kezâ, insan hayvan gibi yalnız zaman-ı hâl ile mübtelâ ve meşgul değildir. Belki müstakbelin korkusu ve mâzinin hüzün ve kederiyle hâl elemlerine ma'rûzdur. Fakat kendisini şakì, dâll, ahmaklardan addetmeyen adam, Kur'ânın şu beşâretini dinlesin:
﴿ اَلاَ اِنَّ اَوْلِيَاءَ اللّٰهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ ❀ اَلَّذِينَ آمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ ❀ لَهُمُ الْبُشْرَى فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِى الْاٰخِرَةِ لاَ تَبْدِيلَ لِكَلِمَاتِ اللّٰهِ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ ∗∗∗
