| | |
|:-:|:-:|
|
Beşinci Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye: Hayatın çabuk sönmesi teellümüne karşı, Âyet-i Hasbiyeden aldığı imdâd ile der: “Hayat, Zât-ı Hayy-ı Kayyûma baktıkça ve îmân dahi hayata hayat ve rûh oldukça bekà bulur.” Hem bâkî meyveler verdiği için, ömrün kısalığına ve uzunluğuna bakılmayacağını izâh etmiştir.
Ölü olmayanlar veya diri olmak isteyenler, hayatın mâhiyetini ve hakikatini anlamayı arzu edenler, Dördüncü Şuâdaki bu mertebenin dört mes'elesine baksınlar, dirilsinler.
Altıncı Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye: Dâimî tahribâtçı olan zevâl ve fenâ ve mütemâdiyen ayırıcı olan ölüm ve adem, dehşetli bir sûrette bu güzel dünyayı ve bu güzel mahlûkatı hırpaladığını, parça parça edip güzelliklerini bozduğunu görmesi üzerine, fıtratındaki aşk-ı mecâzî, bu hâle karşı şiddetli galeyân ve isyan ettiği zamanda, bir medâr-ı tesellî bulmak için, bu Âyet-i Hasbiyeye müracaat ettiğinde, “Beni oku ve dikkatle mânâma bak” demesi üzerine, Sûre-i Nur’daki ﴾ اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَ الْاَرْضِ ﴿ âyetinin rasathânesine girip, îmânın dûrbîniyle bu Âyet-i Hasbiyenin en uzak tabakalarına baktığını beyân etmekte ve dûrbîniyle gördüğü esrârı zikretmektedir.
Bu güzel masnû'lar, bu tatlı mahlûklar, bu cemâlli mevcûdât, Cemîl-i Zülcelâl’in cemâl-i kudsîsine ve nihâyetsiz güzel Esmâ-i Hüsnâsının sermedî güzelliklerine âyinedârlık ettiklerini ve Risale-i Nur’un eczâlarında çok kuvvetli delillerle bunların izâh edildiğini beyân etmektedir.| |
|ONBEŞİNCİ RİCÂ:
Bu ricâ Denizli hapsinden sonra, Nurların teksirle basılarak intişarı üzerine, futûhât-ı Nuriyeyi çekemeyen gizli düşman münâfıklar, türlü desîse ve iftiralarla hükûmeti aleyhe çevirerek Nur Risalelerini müsâdere ettirip, tedkik edilmesi neticesinde, değil tenkid edip düşmanlık göstermek, belki tedkik eden memurların kalblerini de fethederek, tenkid yerine takdir ettirdiğini; ve bu hâdise Nur dershânelerinin genişlemesine sebeb olduğunu; ve bir müddet sonra gizli din düşmanları, pek âdi bahânelerle, zemherinin en şiddetli günlerinde Üstadımızı tevkìf ettirerek, büyük, gayet soğuk, sobasız bir koğuşta hapsettiklerini; ve bu hapiste|[269](/lem’alar/yirmialtıncı-lem’a/1409/4/233/279#2692)|
