Hem aynı günde bir okkaya yakın gazyağını câmiye getirmiş. Hiç vukû' bulmayan, o gün kapı açık kalmış, bir keçi yavrusu içeriye girmiş, büyük bir adam gelmiş, keçi yavrusunun seccademe yakın bıraktığı müzahrefâtı yıkamak için, ibrikteki gazyağını su zannedip bütün o gazyağını, temizlik yapıyorum diye, câminin her tarafına serpmiş. Acâibdir ki, kokusunu duymamış. Demek, o mescid lisân-ı hâl ile Mustafa Çavuş’a diyor: “Senin gazyağın bize lâzım değil. Ettiğin hatâ için, gazyağını kabûl etmedim” diye işâret vermek için o adama koku işittirilmedi. Hattâ o hafta içinde, Cuma gecesinde ve birkaç mühim namazda o kadar çalıştığı hâlde cemâate yetişemiyordu. Sonra ciddi bir nedâmet, bir istiğfar ettikten sonra safvet-i asliyesini buldu.
İkinci Mustafa’lar: Kuleönü’ndeki kıymetdâr, çalışkan, mühim bir talebem olan Mustafa ile, onun çok sâdık ve fedâkâr arkadaşı Hâfız Mustafa’dır (R.H.). Ben Bayramdan sonra, ehl-i dünya bize sıkıntı verip Hizmet-i Kur'âniyeye fütûr vermemek için, “Şimdilik gelmesinler”, diye haber göndermiştim. “Şâyet gelecek olurlarsa birer birer gelsinler.” Hâlbuki bunlar, üç adam birden, bir gece geldiler. Fecirden evvel hava müsâidse gitmek niyet edildi. Hiç vukû' bulmadığı bir tarzda, hem Mustafa Çavuş, hem Süleyman Efendi, hem ben, hem onlar, zâhir bir tedbiri düşünemedik, bize unutturuldu. Herbirimiz ötekine bırakıp ihtiyatsızlık etti. Onlar fecirden evvel gittiler. Öyle bir fırtına onları iki saat mütemâdiyen tokatladı ki, bu fırtınadan kurtulmayacaklar diye telâş ettim. Şimdiye kadar bu kışta ne öyle bir fırtına olmuş ve ne de bu kadar kimseye acımıştım. Sonra Süleyman’ı, ihtiyatsızlığının cezası olarak arkalarından gönderip, sıhhat ve selâmetlerini anlamak için gönderecektim. Mustafa Çavuş dedi: “O gitse o da kalacak. Ben de onun arkasından gidip aramak lâzım. Benim arkamdan da Abdullâh Çavuş gelmek lâzım.” Bu hususta “Tevekkelnâ Alallâh” dedik, intizar ettik.
Sual
Suâl: Hàs dostlarınıza gelen musîbetleri, tokat eseri deyip Hizmet-i Kur'âniyede fütûrları cihetinde bir itâb telâkki ediyorsun. Hâlbuki size ve Hizmet-i Kur'âniyeye hakîki düşmanlık edenler selâmette kalıyorlar. Neden dosta tokat vuruluyor, düşmana ilişilmiyor?
Elcevab: اَلظُّلْمُ لَايَدُومُ وَالْكُفْرُ يَدُومُ sırrınca, dostların hatâları, hizmetimizde bir nev'i zulüm hükmüne geçtiği için, çabuk çarpılıyor. Şefkatli tokat yer, aklı varsa intibâha gelir.
Düşman ise, Hizmet-i Kur'âniyeye zıddiyeti, mümânaatı, dalâlet hesabına geçer. Bilerek veya bilmeyerek hizmetimize tecâvüzü zındıka hesabına geçer. Küfür devam ettiği için, onlar ekseriyetle çabuk tokat yemiyorlar.
