İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 88 / 456
88

herkesin derecesine nisbeten, senin derecene göre senin firâkından müteessir olup ma'nen ağlarlar. Ulvî bir mâtem ile ve haşmetli bir teşyî' ile, kabir kapısıyla girdiğin bekà âleminde senin derecene nisbeten senin için bir hüsn-ü istikbâl var olduğuna işâret ederler.

On Üçüncü İşaret

ONÜÇÜNCÜ İŞÂRET

Üç Noktadır.

Birinci Nokta

BİRİNCİ NOKTA: Şeytanın en büyük bir desîsesi, hakàik-ı îmâniyenin azameti cihetinde dar kalbli ve kısa akıllı ve kàsır fikirli insanları aldatır, der ki: “Bir tek zât, umum zerrât ve seyyârât ve nücûmu ve sâir mevcûdâtı bütün ahvâliyle tedbir-i Rubûbiyetinde çeviriyor, idare ediyor deniliyor. Böyle hadsiz acîb, büyük mes'eleye nasıl inanılabilir? Nasıl kalbe yerleşir? Nasıl fikir kabûl edebilir?” der. Acz-i insanî noktasında bir hiss-i inkârî uyandırıyor.

Elcevab: Şeytanın bu desîsesini susturan sır “Allâhuekber” dir. Ve cevab-ı hakîkisi de “Allâhuekber” dir. Evet, “Allâhuekber” in ziyâde kesretle Şeâir-i İslâmiyede tekrarı, bu desîseyi mahvetmek içindir. Çünkü, insanın âciz kuvveti ve zaîf kudreti ve dar fikri, böyle hadsiz büyük hakikatleri “Allâhuekber” nuruyla görüp tasdik ediyor ve “Allâhuekber” kuvvetiyle o hakikatleri taşıyor ve “Allâhuekber” dâiresinde yerleştiriyor ve vesveseye düşen kalbine diyor ki:

Bu kâinâtın gayet muntazamca tedbir ve tedvîri bilmüşâhede görünüyor. Bunda iki yol var:

Birinci yol: Mümkündür. Fakat gayet azîmdir ve hàrikadır. Zâten böyle hàrika bir eser, bir hàrika san'at ile, çok acîb bir yol ile olur. O yol ise, mevcûdât, belki zerrât adedince vücûdunun şâhidleri bulunan bir Zât-ı Ehad ve Samedin Rubûbiyetiyle ve irâde ve kudretiyle olmasıdır.

İkinci yol: Hiçbir cihet-i imkânı olmayan ve imtina' derecesinde müşkülâtlı ve hiçbir cihette ma'kul olmayan şirk ve küfür yoludur. Çünkü, Yirminci Mektûb ve Yirmiikinci Söz gibi çok risalelerde gayet kat'î isbât edildiği üzere, o vakit kâinâtın herbir mevcûdunda ve hattâ herbir zerresinde bir ulûhiyet-i mutlaka ve bir ilm-i muhît ve hadsiz bir kudret bulunmak lâzım geliyor. Tâ ki, mevcûdâtta bilmüşâhede görünen nihâyet derecede nizâm ve intizam ve gayet hassas mîzan ve imtiyaz ile mükemmel ve müzeyyen olan nukùş-u san'at vücûd bulabilsin.

Elhâsıl: Eğer tam lâyık ve tam yerinde olan azametli ve kibriyâlı Rubûbiyet olmazsa, o vakit her cihetçe gayr-ı ma'kul ve mümteni' bir yol takib etmek lâzım gelecek. Lâyık ve lâzım olan azametten kaçmakla, muhâl ve imtina'a girmeyi şeytan dahi teklif edemez.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.