İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 93 / 456
93

#### Birinci Vecih

BİRİNCİSİ: Hamele-i Arş ve Semâvât denilen melâikenin birinin ismi “Nesir” ve diğerinin ismi “Sevr” olarak dört melâikeyi Cenâb-ı Hak arş ve semâvâta, saltanat-ı rubûbiyetine nezâret etmek için ta'yin ettiği gibi, semâvâtın bir küçük kardeşi ve seyyârelerin bir arkadaşı olan küre-i arza dahi iki melek, nâzır ve hamele olarak ta'yin etmiştir. O meleklerin birinin ismi “Sevr” ve diğerinin ismi “Hût”tur. Ve o nâmı vermesinin sırrı şudur ki:

Arz iki kısımdır: Biri su, biri toprak. Su kısmını şenlendiren balıktır. Toprak kısmını şenlendiren, insanların medâr-ı hayatı olan zirâat, öküz iledir ve öküzün omuzundadır. Küre-i arza müekkel iki melek, hem kumandan, hem nâzır olduklarından, elbette balık tâifesine ve öküz nev'ine bir cihet-i münâsebetleri bulunmak lâzımdır. Belki, وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ o iki meleğin âlem-i melekût ve âlem-i misâlde sevr ve hût sûretinde temessülleri var. (Hâşiye) [^1] İşte bu münâsebete ve o nezârete işâreten ve küre-i arzın o iki mühim nev'i mahlûkatına îmâen, lisân-ı mu'cizü'l-beyân-ı Nebevî, اَلْاَرْضُ علَى الثَّوْرِ وَالْحُوتِ demiş, gayet derin ve geniş bir sahife kadar mes'eleleri hâvî olan bir hakikati gayet güzel ve kısa bir tek cümle ile ifâde etmiş.

[^1]:(Hâşiye) Evet, küre-i arz, bahr-i muhît-i havâîde bir sefîne-i Rabbâniye ve -nass-ı hadîsle- âhiretin bir mezraası, yani, fidanlık tarlası olduğundan, o câmid ve şuûrsuz büyük gemiyi o denizde emr-i İlâhî ile, intizam ile, hikmet ile yüzdüren, kaptanlık eden melâikeye "Hût" nâmı ve o tarlaya İzn-i İlâhî ile nezâret eden melâikeye "Sevr" ismi ne kadar yakıştığı zâhirdir.

#### İkinci Vecih

İKİNCİ VECİH: Meselâ, nasıl ki denilse: “Bu devlet ve saltanat hangi şey üzerinde duruyor?” Cevabında عَلَى السَّيْفِ وَالْقَلَمِ denilir. Yani, “Asker kılıncının şecâatine, kuvvetine ve memur kaleminin dirayetine ve adâletine istinâd eder.” Öyle de, küre-i arz mâdem zîhayatın meskenidir ve zîhayatın kumandanları da insandır ve insanın ehl-i sevâhil kısmının kısm-ı a'zamının medâr-ı taayyüşleri balıktır ve ehl-i sevâhil olmayan kısmının medâr-ı taayyüşleri, zirâatle, öküzün omuzundadır ve mühim bir medâr-ı ticâreti de balıktır. Elbette, devlet seyf ve kalem üstünde durduğu gibi, küre-i arz da öküz ve balık üstünde duruyor, denilir. Zîra, ne vakit öküz çalışmazsa ve balık milyon yumurtayı birden doğurmazsa, o vakit insan yaşayamaz, hayat sukùt eder, Hàlık-ı Hakîm de arzı harâb eder.

İşte, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, gayet mu'cizâne ve gayet ulvî ve gayet hikmetli bir cevab ile, اَلْاَرْضُ علَى الثَّوْرِ وَالْحُوتِ demiş. Nev'-i insanînin hayatı, ne kadar cins-i hayvanînin hayatıyla alâkadar olduğuna dair geniş bir hakikati iki kelimeyle ders vermiş.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.