İşte, ehl-i hak, ittifaktaki hak kuvvetini düşünmediklerinden ve aramadıklarından; haksız ve muzır bir netice olan ihtilâfa düşerler. Haksız ehl-i dalâlet ise, ittifaktaki kuvveti, aczleri vâsıtasıyla hissettiklerinden, gayet mühim bir vesile-i makàsıd olan ittifakı elde etmişler.
İşte, ehl-i hakkın bu haksız ihtilâf marazının merhemi ve ilâcı, ﴾ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ ﴿ âyetindeki şiddetli nehy-i İlâhî, ﴾ وَتَعَاوَنُوا علٰى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰى ﴿ âyetinde hayat-ı ictimâiyece gayet hikmetli emr-i İlâhîyi düstur-u hareket etmek ve ihtilâfın İslâmiyete ne derece zararlı olduğunu ve ehl-i dalâletin ehl-i hakka galebesini ne derece teshîl ettiğini düşünüp, kemâl-i za'f ve acz ile o ehl-i hakkın kafilesine fedâkârâne, samîmâne iltihak etmektir; şahsiyetini unutmakla riyâ ve tasannu'dan kurtulup ihlâsı elde etmektir.
Altıncı Sebeb
ALTINCI SEBEB
Ehl-i hakkın ihtilâfı nâmerdliklerinden, himmetsizliklerinden, hamiyetsizliklerinden olmadığı gibi; gafletli ehl-i dünyanın ve ehl-i dalâletin hayat-ı dünyeviyeye ait işlerde samîmâne ittifakları dahi merdlikten, hamiyetten, himmetten değildir.
Belki, ehl-i hakkın, ekseriyetle âhirete ait olan faydaları düşünmekle; o ehemmiyetli ve kesretli mes'elelere hamiyeti, himmeti, merdliği inkısam eder. Hakîki sermâye olan vaktini bir mes'eleye sarf etmediği için, meslektaşlarıyla ittifakı muhkemleşmiyor. Çünkü mes'eleler çok, dâire dahi geniştir.
Gafletli ehl-i dünya ise, yalnız hayat-ı dünyeviyeyi düşündüklerinden; bütün hissiyatıyla ve rûh ve kalbiyle, şiddetli bir sûrette hayat-ı dünyeviyeye ait mes'elelere sarılır ve o mes'elede ona yardım edene kuvvetli yapışır. Ve hakikat nokta-i nazarında beş paraya değmeyen ve ehl-i hak ona on para kıymet vermeyen mes'elelere –divâne olmuş elmasçı bir Yahudînin beş paralık cam parçasına beş lira fiat verdiği gibi– beş yüz lira kıymetindeki vaktini o mes'eleye hasreder. Elbette bu kadar fiat verip ve şiddetli hissiyat ile sarılmak –bâtıl yolunda dahi olsa– samîmî bir ihlâs olduğundan, o mes'elede muvaffak olur ve ehl-i hakka galebe eder. Bu galebe neticesinde ehl-i hak zillete ve mahkûmiyete ve tasannu'a ve riyâya düşüp, ihlâsı kaybeder. O nâmerd, himmetsiz, hamiyetsiz bir kısım ehl-i dünyaya dalkavukluk etmeğe mecbur olur.
Ey ehl-i hak! Ey hak-perest ehl-i şerîat ve ehl-i hakikat ve ehl-i tarîkat! Bu müdhiş maraz-ı ihtilâfa karşı birbirinizin kusurunu görmeyerek, yekdiğerinizin ayıbına karşı gözünüzü yumunuz!
