ademî olan mevte o insanı mazhar eder. Onun için, “Et-tahrîbü eshel” durûb-u emsâl hükmüne geçmiş.
İşte bu sırdandır ki, ehl-i dalâlet, hakikaten zaîf bir kuvvetle pek kuvvetli ehl-i hakka bazen gâlib oluyor. Fakat ehl-i hakkın öyle muhkem bir kalesi var ki, onda tahassun ettikleri vakit, o müdhiş düşmanlar yanaşamazlar, bir halt edemezler. Eğer muvakkat bir zarar verseler, ﴾ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّق۪ينَ ﴿ sırrıyla, ebedî bir sevâb ve menfaatle, o zarar telâfi edilir. O kal'a-i metîn, o hısn-ı hasîn ise, Şerîat-ı Muhammediye ve Sünnet-i Ahmediye’dir. (A.S.M.)
İkinci İşaret
İKİNCİ İŞÂRET
Suâl: Şerr-i mahz olan şeytanların icâdı ve ehl-i îmâna taslîtleri ve onların yüzünden çok insanlar küfre girip Cehenneme girmeleri, gayet müdhiş ve çirkin görünüyor. Acaba Cemîl-i Ale'l-ıtlâk ve Rahîm-i Mutlak ve Rahmân-ı Bilhakkın rahmet ve cemâli, bu hadsiz çirkinliğin ve dehşetli musîbetin husûlüne nasıl müsâade ediyor ve nasıl cevâz gösteriyor? Şu mes'eleyi çoklar sormuşlar ve çokların hâtırına geliyor.
Elcevab: Şeytanın vücûdunda cüz'î şerlerle beraber birçok makàsıd-ı hayriye-i külliye ve kemâlât-ı insaniye vardır. Evet, bir çekirdekten koca bir ağaca kadar ne kadar mertebeler var; mâhiyet-i insaniyedeki isti'datta dahi ondan daha ziyâde merâtib var. Belki zerreden şemse kadar dereceleri var. Bu isti'dâdâtın inkişafatı, elbette bir hareket ister, bir muâmele iktiza eder. Ve o muâmeledeki terakkî zenbereğinin hareketi, mücâhede ile olur. O mücâhede ise, şeytanların ve muzır şeylerin vücûduyla olur. Yoksa, melâikeler gibi, insanların da makamı sâbit kalırdı. O hâlde insan nev'inde binler envâ' hükmünde sınıflar bulunmayacak... Bir şerr-i cüz'î gelmemek için bin hayrı terk etmek, hikmet ve adâlete münâfîdir.
Çendan, şeytan yüzünden ekser insanlar dalâlete giderler. Fakat ehemmiyet ve kıymet, ekseriyetle keyfiyete bakar; kemiyete az bakar veya bakmaz. Nasıl ki, bin ve on çekirdegi bulunan bir zât, o çekirdekleri toprak altında bir muâmele-i kimyeviyeye mazhar etse, ondan on tanesi ağaç olmuş, bini bozulmuş. O on ağaç olmuş çekirdeklerin o adama verdiği menfaat, elbette, bin bozulmuş çekirdeğin verdiği zararı hiçe indirir. Öyle de, nefis ve şeytanlara karşı mücâhede ile, yıldızlar gibi nev'-i insanı şereflendiren ve tenvir eden on insan-ı kâmil yüzünden o nev'e gelen menfaat ve şeref ve kıymet, elbette, haşerât nev'inden sayılacak derecede süflî ehl-i dalâletin küfre girmesiyle insan nev'ine vereceği zararı hiçe indirip göze göstermediği için, rahmet ve hikmet ve adâlet-i İlâhiye, şeytanın vücûduna müsâade edip tasallutlarına meydân vermiş.
